<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/">
    <channel>
        <title>Haber Sitesi - Sağlık</title>
        <description>Siteniz ile ilgili kısa ve öz bilgi verebilirsiniz</description>
        <link>https://www.haberyazilimi.xyz</link>
        <language>tr</language>
        <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 10:07:18 +0300</pubDate>
                                <item>
                <title>Bayramda tatlı uyarısı</title>
                                    <description>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Kadın ve Aile Hizmetleri Dairesi Başkanlığı Anne Şehir Merkezi Diyetisyeni Nefise Erdem, Ramazan Bayramı öncesinde sağlıklı ve dengeli beslenme konusunda önemli tavsiyelerde bulundu. Erdem, “Ramazan Bayramı’nda artan tatlı ve hamur işi tüketimine dikkat etmeliyiz. İkram porsiyonlarını mümkün olduğunca küçük tutmalıyız” dedi.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[]]></content:encoded>
                                                    <image>https://www.haberyazilimi.xyz/images/media/2026/03/bayramda-tatli-uyarisi.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Tumeva Bilişim</author>
                <link>https://www.haberyazilimi.xyz/bayramda-tatli-uyarisi/17101</link>
                <pubDate>Fri, 20 Mar 2026 09:12:05 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Bayramda yapışkan yumuşak şekerlere dikkat!</title>
                                    <description>Bayram ziyaretleriyle birlikte özellikle çocuklar tarafından tüketilen şeker ve tatlı miktarı artarken, bu durum diş sağlığı açısından bazı riskler doğurabiliyor. Diş sağlığı açısından en riskli yaş grubunun 6-12 yaş olduğuna dikkat çeken uzmanlar, ağızda uzun süre kalan yapışkan şekerlerden uzak durulmasını istedi.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[]]></content:encoded>
                                                    <image>https://www.haberyazilimi.xyz/images/media/2026/03/bayramda-yapiskan-yumusak-sekerlere-dikkat.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Tumeva Bilişim</author>
                <link>https://www.haberyazilimi.xyz/bayramda-yapiskan-yumusak-sekerlere-dikkat/17044</link>
                <pubDate>Thu, 19 Mar 2026 13:12:03 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Down sendromu hakkında bilinmesi gerekenler</title>
                                    <description>Prof. Dr. Zeynep Arıkan, Down sendromunun genetik bir farklılık olduğunu, erken tanının ve doğru eğitim ile destekleyici müdahalelerin yaşam kalitesini artırdığını vurguladı.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Prof. Dr. Zeynep Arıkan, Down sendromunun genetik bir farklılık olduğunu, erken tanının ve doğru eğitim ile destekleyici müdahalelerin yaşam kalitesini artırdığını vurguladı.</p><p><strong>İSTANBUL  - </strong>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları ile Çocuk Alerjisi ve Çocuk İmmünolojisi Uzmanı Prof. Dr. Zeynep Arıkan, Down sendromunun en sık görülen genetik farklılık olduğunu belirterek, bu durumun normalde 46 olması gereken kromozom sayısının 47’ye çıkmasıyla oluştuğunu açıkladı.</p>

<p>Fazladan 21’inci kromozomun varlığının vücudun ve beynin gelişimini etkilediğini söyleyen Prof. Dr. Arıkan, “Down sendromu anne ya da babanın yaptığı bir şeyden kaynaklanmaz; tamamen rastgele oluşan genetik bir olaydır. En önemli risk faktörü ise ileri anne yaşıdır” dedi.</p>


<p>Her 800 doğumda bir görülen Down sendromu, Türkiye’de yılda yaklaşık bin 500 bebeği etkiliyor. Prof. Dr. Arıkan, gebelikte uygulanan tarama testleri ve kesin tanı testleriyle erken teşhisin mümkün olduğunu söyledi. “Erken tanı, ailelerin bilinçli karar alabilmesini ve doğumdan hemen sonra uygulanacak erken müdahale programlarına başlanmasını sağlar” dedi. Down sendromunun tamamen ortadan kaldıran bir tedavi olmadığını belirten Arıkan, ancak kapsamlı destek ve müdahale ile bireylerin sağlıklı ve bağımsız yaşam sürdürebileceğini ifade etti. İleri anne yaşı, ailede daha önce Down sendromlu bir çocuğun varlığı ve translokasyon tipleri en önemli risk faktörleri arasında yer alıyor.</p>

<p>Prof. Dr. Arıkan, Down sendromlu bireylerin fiziksel ve gelişimsel farklılıklarının kişiden kişiye değiştiğini belirtti. Kaslarda gevşeklik, basık yüz ve burun yapısı, yukarı eğimli gözler, kısa parmaklar ve ensede fazla deri gibi doğumda görülebilen özelliklerin yanı sıra, dil gelişimi, motor beceriler ve sosyal uyumda da farklılıklar yaşanabileceğini vurguladı.</p>

<p>Sağlık takibinin kritik öneme sahip olduğunu söyleyen Arıkan, kalp hastalıkları, görme ve işitme sorunları, hormonal problemler, sindirim sistemi rahatsızlıkları ve bağışıklık sorunlarının daha sık görülebileceğini belirtti. Düzenli kontroller ve erken müdahale ile bu sorunların yönetilebileceğini ifade etti.</p>

<p>Eğitim sürecinin doğumdan itibaren başlaması gerektiğini söyleyen Arıkan, “Erken müdahale programları, Down sendromlu çocukların potansiyellerini en üst düzeye çıkarır. Kaynaştırma ve bütünleştirme eğitimi sosyal ve akademik gelişim açısından son derece önemlidir” dedi.</p>

<p>Toplumda Down sendromuna dair yanlış inanışların bulunduğunu belirten Arıkan, “Down sendromlu bireyler doğru eğitim ve destekle öğrenebilir, meslek sahibi olabilir ve topluma katılabilirler. Yaşam süresi de tıptaki gelişmeler sayesinde ortalama 60 yılın üzerine çıktı” dedi. Prof. Dr. Arıkan, doğru bilgilendirme ve kapsayıcı bir yaklaşımın, Down sendromlu bireylerin ve ailelerinin yaşam kalitesini artırmada kritik öneme sahip olduğunu vurguladı.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://www.haberyazilimi.xyz/images/media/2026/03/down-sendromu-hakkinda-bilinmesi-gerekenler.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Tumeva Bilişim</author>
                <link>https://www.haberyazilimi.xyz/down-sendromu-hakkinda-bilinmesi-gerekenler/16798</link>
                <pubDate>Tue, 17 Mar 2026 15:00:12 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Kolon kanserinde yaş sınırı düşüyor!</title>
                                    <description>Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Vafi Atalay, 1-31 Mart Ulusal Kolorektal Kanser Farkındalık Ayı kapsamında, kolon kanserinde yaş sınırının giderek düştüğünü, erken tanı ve düzenli taramaların hayati önem taşıdığını söyledi.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Vafi Atalay, 1-31 Mart Ulusal Kolorektal Kanser Farkındalık Ayı kapsamında, kolon kanserinde yaş sınırının giderek düştüğünü, erken tanı ve düzenli taramaların hayati önem taşıdığını söyledi.</p><p><strong>İSTANBUL - </strong>Stresin kolon sağlığı üzerinde önemli etkileri olabildiğini belirten Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Vafi Atalay, yoğun stresin bağışıklık sistemini zayıflatarak vücudu hastalıklara karşı daha savunmasız hale getirebildiği gibi aynı zamanda bağırsak düzenini etkileyerek bağırsak florasında değişikliklere yol açabilediğini söyledi.</p>

<p>Özellikle konserve ve tütsülenmiş gıdalar, aşırı yağlı beslenme ve fazla kırmızı et tüketimi de bağırsak sağlığını olumsuz etkileyebildiğini ifade eden Prof. Dr. Atalay, bu nedenle dengeli beslenmenin yanı sıra sigara ve alkolden uzak durmak, düzenli hareket etmek ve stresi mümkün olduğunca azaltmak kolon kanserine karşı alınabilecek önemli önlemler arasında yer aldığını kaydetti.</p>


<p>Günümüzde kolon kanseri taramaları için önerilen yaşın 50’den 40’a düştüğünün altını çizen Atalay, “Kolon kanserlerinin yaklaşık yüzde 90’ı poliplerden gelişiyor. Polipten kansere giden süreç genellikle 5 ila 10 yıl sürebiliyor. Bu bizim için çok önemli bir bilgi. Çünkü birçok kanserde hastalığın nasıl geliştiği net olarak bilinmezken kolon kanserinde süreç daha öngörülebilir. Kolonoskopi ile erken dönemde yapılan taramalar ve poliplerin temizlenmesi, kanser gelişimini önlemede önemli bir fırsat sunuyor” dedi.</p>

<p><strong>ERKEN TANI İLE KEMOTERAPİYE BİLE GEREK KALMAYABİLİR</strong></p>

<p>Kolon kanserinde erken dönemde genellikle belirti görülmediğini vurgulayan Atalay, “Hastalar çoğunlukla karın ağrısı, şişkinlik, makattan kanama, kilo kaybı ve kansızlık gibi şikâyetlerle bize başvuruyor. Ancak bu belirtiler ortaya çıktığında hastalık çoğu zaman ilerlemiş oluyor. Oysa kolon kanseri erken evrede yakalandığında tedavi başarısı oldukça yüksek. Erken dönemde yapılan cerrahi çoğu zaman yeterli oluyor hatta kemoterapi ya da radyoterapi gibi ek tedavilere ihtiyaç duyulmayabiliyor. Ayrıca hastalıktan tamamen kurtulma ihtimali yüksek, tekrarlama riski de daha düşük seyrediyor” dedi.</p>

<p>Kolon kanserinde ameliyatın tedavide önemli bir rolü olduğunu dile getiren Prof. Dr. Vafi Atalay, geç evrede bile cerrahi ile tamamen iyileşme sağlanabileceğini ve bu yüzden hastaların tedaviyi reddetmemesi çok kıymetli olduğunu söyledi.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://www.haberyazilimi.xyz/images/media/2026/03/kolon-kanserinde-yas-siniri-dusuyor.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Tumeva Bilişim</author>
                <link>https://www.haberyazilimi.xyz/kolon-kanserinde-yas-siniri-dusuyor/16572</link>
                <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 18:00:08 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Birlik ve Dayanışma&#039;dan sağlık sistemi eleştirisi</title>
                                    <description>Birlik ve Dayanışma Sendikası üyeleri 14 Mart Tıp Bayramı dolayısıyla Anıtkabir’i ziyaret ederek çelenk bıraktı. Sendika Genel Başkanı Dr. Ahmet Mehlepçi, sağlık çalışanlarının yaşadığı sorunlara dikkat çekerek sağlık sistemine ilişkin eleştirilerde bulundu.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Birlik ve Dayanışma Sendikası üyeleri 14 Mart Tıp Bayramı dolayısıyla Anıtkabir’i ziyaret ederek çelenk bıraktı. Sendika Genel Başkanı Dr. Ahmet Mehlepçi, sağlık çalışanlarının yaşadığı sorunlara dikkat çekerek sağlık sistemine ilişkin eleştirilerde bulundu.</p><p><strong>ANKARA  - </strong>Birlik ve Dayanışma Sendikası üyeleri, 14 Mart Tıp Bayramı kapsamında Anıtkabir’i ziyaret ederek çelenk bıraktı. Aile hekimleri, ebe, hemşire ve sağlık çalışanlarının katıldığı ziyarette sendika üyeleri Ata’nın huzuruna çıktı.</p>

<p>Ziyaret sırasında Sendika Genel Başkanı Ahmet Mehlepçi, anı defterine Aile Sağlığı Merkezi çalışanları adına bir mesaj yazdı. Mesajında, sağlık çalışanlarının bilim, vicdan ve toplumsal sorumluluk ilkeleri doğrultusunda görevlerini sürdürme kararlılığını vurgulayan Mehlepçi, Cumhuriyetin temel değerlerine bağlılıklarını ifade etti.</p>




<p>Program kapsamında Ankara İl Sağlık Müdürlüğü önünde bir basın açıklaması yapan Mehlepçi, 14 Mart’ın yalnızca bir bayram değil, aynı zamanda sağlık çalışanlarının sorunlarının dile getirildiği önemli bir gün olduğunu söyledi. Aynı tarihin sendikanın kuruluş yıl dönümüne de denk geldiğini belirten Mehlepçi, sağlık emekçilerinin birlik ve dayanışma içinde mücadelelerini sürdüreceklerini ifade etti.</p>



<p><strong>“PEMBE TABLOLAR İLE SAHADAKİ GERÇEKLER UYUŞMUYOR”</strong></p>

<p>Son yıllarda sağlık sistemiyle ilgili kamuoyuna başarı hikâyeleri anlatıldığını dile getiren Mehlepçi, sahada çalışan sağlık emekçilerinin yaşadığı gerçeklerin bu tabloyla örtüşmediğini savundu. Sağlık çalışanlarının karşı karşıya kaldığı sorunların artık görmezden gelinemeyecek boyuta ulaştığını belirten Mehlepçi, “Artık sahadaki gerçeklerin konuşulması gerekiyor” dedi.</p>

<p>HPV aşısının ulusal aşı programına alınmasına yönelik verilen sözlerin henüz hayata geçirilmediğini söyleyen Mehlepçi, vatandaşların bu aşıya yüksek ücretler ödeyerek ulaşabildiğini ifade etti. Aile sağlığı merkezlerinin fiziki koşullarına ilişkin sorunların da devam ettiğini belirten Mehlepçi, özellikle deprem bölgesinde görev yapan sağlık çalışanlarının hâlâ zor şartlar altında hizmet verdiğini dile getirdi.</p>

<p>Sağlık çalışanlarından kısa muayene süreleri içinde çok sayıda hastaya bakmalarının beklendiğini ifade eden Mehlepçi, artan iş yüküne ve performans kriterlerine bağlı kesintilere de dikkat çekti.</p>

<p><strong>RANDEVU KRİZİ VE BÜROKRATİK YÜK</strong></p>

<p>Hastanelerde randevu bulma sorununun hem vatandaşlar hem de sağlık çalışanları üzerinde baskı oluşturduğunu belirten Mehlepçi, kronik hastalıkların takibi ve veri girişleri nedeniyle sağlık çalışanlarının yoğun bir bürokratik yük altında kaldığını söyledi. Mehlepçi, sağlık çalışanlarının günün önemli bölümünü bilgisayar başında veri girişi yaparak geçirmek zorunda kaldığını belirtti.</p>

<p>Sağlıkta şiddetin hâlâ ciddi bir sorun olduğunu vurgulayan Mehlepçi, sağlık çalışanlarının güvenli bir ortamda görev yapabilmesi için daha güçlü ve kalıcı önlemler alınması gerektiğini söyledi.</p>

<p>Sağlık hizmetlerinin sürdürülebilirliği için sağlık çalışanlarının emeğine saygı gösterilmesi gerektiğini belirten Mehlepçi, sağlık hizmetinin propaganda ile değil gerçekçi politikalarla güçlendirilebileceğini ifade etti.</p>



<p><strong>2025 YILI RAPORU AÇIKLANDI</strong></p>

<p>Sendika ayrıca 2025 yılına ilişkin hazırladığı raporu da kamuoyuyla paylaştı. Raporda sağlıkta şiddet, özlük hakları, disiplin uygulamaları, fiziki ve teknik donanım eksiklikleri, görev tanımı ve ücretlendirme gibi birçok başlıkta yaşanan sorunlar ve çözüm önerileri yer aldı.</p>

<p>Raporda, daha iyi bir aile hekimliği sistemi için toplum yönelimli ve bütüncül bir yaklaşımla birinci basamak sağlık hizmetlerinin yeniden yapılandırılması gerektiği vurgulandı. Ayrıca sahada görev yapan hekim, ebe ve hemşirelerin görüş ve deneyimlerinin sağlık politikalarının oluşturulmasında dikkate alınması gerektiği ifade edildi.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://www.haberyazilimi.xyz/images/media/2026/03/birlik-ve-dayanismadan-saglik-sistemi-elestirisi.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Tumeva Bilişim</author>
                <link>https://www.haberyazilimi.xyz/birlik-ve-dayanismadan-saglik-sistemi-elestirisi/16517</link>
                <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 10:24:04 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Ağrı’da Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesi&#039;nde sona doğru</title>
                                    <description>Ağrı Valiliği tarafından yapımı devam eden 270 yataklı Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesi hizmet binasında incelemelerde bulunuldu. Şehrin sağlık altyapısına önemli katkı sağlaması beklenen hastane projesinin mevcut durumu yerinde değerlendirilirken, yürütülen çalışmalar hakkında yetkililerden bilgi alındı.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Ağrı Valiliği tarafından yapımı devam eden 270 yataklı Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesi hizmet binasında incelemelerde bulunuldu. Şehrin sağlık altyapısına önemli katkı sağlaması beklenen hastane projesinin mevcut durumu yerinde değerlendirilirken, yürütülen çalışmalar hakkında yetkililerden bilgi alındı.</p><p>AĞRI  - Depreme dayanıklılığı artırmak amacıyla 194 deprem izolatörü bulunan hastane binasının yapım sürecinin planlanan takvim doğrultusunda ilerlemesi için gerekli değerlendirmelerin yapıldığı belirtildi. Modern teknolojik cihazlarla donatılacak hastanenin tamamlanmasının ardından Ağrı’da sağlık hizmetlerinin kapasitesinin önemli ölçüde artması bekleniyor.</p>

<p>Ağrı Valisi Dr. Önder Bozkurt, incelemeler sırasında yaptığı değerlendirmede, “Şehrimizin sağlık hizmetlerinin kalitesini yükseltecek olan bu yatırımın yapım sürecini yakından takip ediyoruz. Hastanemizin hizmete girmesiyle birlikte doktor, hemşire ve sağlık çalışanı sayımız artacak; yenidoğan yoğun bakım, çocuk yoğun bakım üniteleri ve poliklinik sayılarımız da önemli ölçüde yükselmiş olacak” ifadelerini kullandı.</p>


<p>270 yataklı Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesi’nin tamamlanmasıyla birlikte özellikle anne ve çocuk sağlığı alanında Ağrı’nın sağlık altyapısının güçlenmesi ve bölgedeki vatandaşların daha nitelikli sağlık hizmetine erişiminin sağlanması hedefleniyor.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://www.haberyazilimi.xyz/images/media/2026/03/agrida-kadin-dogum-ve-cocuk-hastanesinde-sona-dogru.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Tumeva Bilişim</author>
                <link>https://www.haberyazilimi.xyz/agrida-kadin-dogum-ve-cocuk-hastanesinde-sona-dogru/16451</link>
                <pubDate>Sat, 14 Mar 2026 13:16:04 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Sağlık çalışanları 14 Mart’a çözüm bekleyen sorunlarla giriyor</title>
                                    <description>SAHİM-SEN Genel Başkanı Özlem Akarken, 14 Mart Tıp Bayramı öncesinde yaptığı açıklamada sağlık çalışanlarının ağır iş yükü, nöbet sistemi, sağlıkta şiddet ve ekonomik sorunlarla karşı karşıya olduğunu belirterek kalıcı reform çağrısında bulundu.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>SAHİM-SEN Genel Başkanı Özlem Akarken, 14 Mart Tıp Bayramı öncesinde yaptığı açıklamada sağlık çalışanlarının ağır iş yükü, nöbet sistemi, sağlıkta şiddet ve ekonomik sorunlarla karşı karşıya olduğunu belirterek kalıcı reform çağrısında bulundu.</p><p><strong>ANKARA  - </strong>SAHİM-SEN Genel Başkanı Özlem Akarken, 14 Mart Tıp Bayramı dolayısıyla yaptığı açıklamada sağlık çalışanlarının yıllardır biriken sorunlarına dikkat çekti. Akarken, Tıp Bayramı’nın yalnızca bir kutlama günü değil, sağlık çalışanlarının emeğinin ve yaşadığı sorunların görünür kılınması gereken önemli bir tarih olduğunu söyledi.</p>

<p>2025 OECD verilerine göre Türkiye’de bin kişiye düşen hekim sayısının 2,4, hemşire sayısının ise 2,9 olduğunu hatırlatan Akarken, buna karşın kişi başına yıllık hekime başvuru sayısının 11,4’e ulaştığını belirtti. Akarken, bu durumun sağlık çalışanlarının üzerindeki iş yükünü ciddi şekilde artırdığını ifade etti.</p>




<p>Sağlık kurumlarında çalışan tüm meslek gruplarının sorunlarının giderek büyüdüğünü dile getiren Akarken, “14 Mart Tıp Bayramı’na yine alkışla değil, çözüm bekleyen sorunlarla giriyoruz. Hekimler yalnızca hastayı iyileştirmeye değil, sistemin açıklarını kapatmaya da zorlanıyor. Bugün birçok sağlık çalışanı için meslek sevgisinin önüne geçim kaygısı geçmiş durumda” dedi.</p>

<p><strong>“RANDEVU SORUNU AZALSA DA İŞ YÜKÜ SÜRÜYOR”</strong></p>

<p>Sağlık Bakanlığı’nın 2025 sonunda yaptığı açıklamada Merkezi Hekim Randevu Sistemi’nde (MHRS) bekleyen hasta sayısının 4 milyondan 400 binin altına düştüğünü ve bekleyen hasta oranında yüzde 90 azalma sağlandığını duyurduğunu hatırlatan Akarken, buna rağmen sağlık çalışanlarının üzerindeki yükün azalmadığını söyledi.</p>

<p>Bakanlık verilerine göre günlük ortalama 1,7 milyon randevu üretildiğini ve 2025’in ilk 10 ayında aile sağlığı merkezlerine 374 milyon başvuru yapıldığını aktaran Akarken, Türkiye’de bir hekime düşen hasta sayısının birçok gelişmiş ülkenin üzerinde olduğunu belirtti. Akarken, “Bugün bir hekim çoğu zaman hastasına ayırmak istediği zamanı ayıramıyor. Gün içinde yüzlerce hastaya bakmak zorunda kalan sağlık çalışanları hem fiziksel hem de psikolojik olarak ciddi baskı altında” ifadelerini kullandı.</p>



<p><strong>YOĞUN NÖBET SİSTEMİ ELEŞTİRİSİ</strong></p>

<p>Sağlık çalışanlarının özellikle nöbet sistemi nedeniyle ağır bir çalışma temposuna maruz kaldığını belirten SAHİM-SEN Genel Başkanı Özlem Akarken, birçok sağlık çalışanının gece nöbetlerinden sonra yeterli dinlenme imkânı bulamadan yeniden göreve başladığını söyledi.</p>

<p>“Nöbet sistemi yalnızca bir çalışma düzeni değil aynı zamanda bir sağlık ve güvenlik meselesidir” diyen Akarken, uykusuz ve yorgun çalışan sağlık personelinin hem kendi sağlığı hem de hizmet verdiği hastalar açısından risk oluşturduğunu ifade etti.</p>

<p>Sağlıkta şiddetin de sağlık çalışanlarının en önemli sorunlarından biri olmaya devam ettiğini dile getiren Akarken, 2025 yılında yayımlanan bir araştırmada sağlık çalışanlarının yüzde 69’unun meslek hayatında en az bir kez şiddete maruz kaldığını belirttiğini aktardı.</p>

<p>Sağlık çalışanlarının güvenli bir ortamda görev yapması gerektiğini vurgulayan Akarken, “Sağlıkta şiddet münferit bir olay değil, yapısal bir sorundur. Caydırıcı ve etkin yaptırımlar eksiksiz uygulanmadan, iş yükü azaltılmadan bu sorunun çözülmesi mümkün değildir” dedi.</p>



<p><strong>GENÇ HEKİMLER YURT DIŞINA YÖNELİYOR</strong></p>

<p>Son yıllarda genç hekimlerin yurt dışında çalışma eğiliminin arttığına dikkat çeken Akarken, çalışma koşulları, gelir düzeyi ve gelecek kaygısının bu durumun başlıca nedenleri olduğunu söyledi.</p>

<p>Özellikle diş hekimlerinin atanma ve uzmanlık kadrolarının yetersizliği ile özel kliniklerdeki düşük ücretlerin de yurt dışına yönelimi artırdığını belirten Akarken, sağlık sisteminin geleceği açısından bu tablonun ciddi risk oluşturduğunu kaydetti.</p>

<p>Sağlık ve sosyal hizmet çalışanlarının ekonomik koşullarının giderek zorlaştığını ifade eden Akarken, emekliliğe yansıyan tek kalem maaş sisteminin hayata geçirilmesi gerektiğini vurgulayarak, adil nöbet ücretleri, ek gösterge düzenlemesi ve vergi adaletinin sağlanması artık ertelenmemesi gerektiğini söyledi.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://www.haberyazilimi.xyz/images/media/2026/03/saglik-calisanlari-14-marta-cozum-bekleyen-sorunlarla-giriyor.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Tumeva Bilişim</author>
                <link>https://www.haberyazilimi.xyz/saglik-calisanlari-14-marta-cozum-bekleyen-sorunlarla-giriyor/16378</link>
                <pubDate>Fri, 13 Mar 2026 15:24:04 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Bursa’da hekimlerden &#039;sağlık hakkı&#039; yürüyüşü</title>
                                    <description>Bursa Tabip Odası, 14 Mart Tıp Haftası kapsamında Setbaşı’nda basın açıklaması, yürüyüş ve çelenk bırakma töreni düzenledi. Hekimler sağlık sistemindeki sorunlara dikkat çekti.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Bursa Tabip Odası, 14 Mart Tıp Haftası kapsamında Setbaşı’nda basın açıklaması, yürüyüş ve çelenk bırakma töreni düzenledi. Hekimler sağlık sistemindeki sorunlara dikkat çekti.</p><p><strong>BURSA  - </strong>Bursa Tabip Odası (BTO), 14 Mart Tıp Haftası kapsamında “Sağlık Hakkı Yürüyüşü” düzenledi. Setbaşı’nda gerçekleştirilen etkinlikte hekimler ve sağlık emekçileri bir araya gelerek sağlık sistemindeki sorunlara dikkat çekti.</p>

<p>Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından Bursa Tabip Odası Başkanı Dr. Kadir Binbaş ile Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Necmiye Funda Coşkun, Atatürk Anıtı’na çelenk bıraktı.</p>


<p>Yürüyüşe Bursa Tabip Odası Başkanı Dr. Kadir Binbaş, BTO Genel Sekreteri Dr. Muhsin Güllü, yönetim kurulu üyeleri Dr. Ferda Firdin, Dr. Deniz Alpan, Dr. Kenan Ergus ve Dr. Ertuğrul Mehmetoğlu’nun yanı sıra Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi Üyesi Dr. Güzide Elitez, Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, sivil toplum kuruluşları, sendika temsilcileri ve çok sayıda hekim katıldı.</p>

<p>Basın açıklamasını yapan BTO Başkanı Dr. Kadir Binbaş, 14 Mart’ın yalnızca bir kutlama günü değil, aynı zamanda tarihsel bir sorumluluğun simgesi olduğunu söyledi.</p>



<p>Binbaş, 14 Mart’ın köklerinin 1919 yılında işgal altındaki İstanbul’da tıp öğrencilerinin başlattığı direnişe dayandığını hatırlatarak hekimliğin yalnızca hastalıkları tedavi etmek değil, toplumun geleceğine sahip çıkmak anlamına geldiğini ifade etti.</p>

<p><strong>“14 MART’I BAYRAM HAVASINDA KUTLAMAK ZOR”</strong></p>

<p>Türkiye’de sağlık sisteminde ciddi sorunlar yaşandığını belirten Binbaş, sağlıkta dönüşüm politikalarının sağlık hizmetini kamusal bir hak olmaktan uzaklaştırarak piyasa odaklı hale getirdiğini savunarak, randevu sistemindeki sorunlar, kısa muayene süreleri, sağlık çalışanlarının artan iş yükü ve sağlıkta şiddetin yaygınlaşmasının hem hekimleri hem de hastaları olumsuz etkilediğini söyledi. </p>

<p>Türkiye’de yıllık hekime başvuru sayısının 1 milyarı aştığını ve kişi başına başvuru sayısının Avrupa ortalamasının yaklaşık iki katına ulaştığını söyleyen Binbaş, bu durumun sağlık sisteminin sağlıklı işlemediğinin göstergesi olduğunu ifade etti.</p>



<p>Hekimlerin aşırı iş yükü, güvencesiz çalışma koşulları ve şiddet tehdidi altında görev yaptığını dile getiren Binbaş, genç hekimlerin yurt dışına gitmeyi düşündüğünü, deneyimli hekimlerin ise ekonomik nedenlerle emekli olamadığını belirterek, özelleştirmeye son verilmesi, birinci basamak sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesi, hekim ücretlerinin emekliliğe yansıyan tek maaş üzerinden düzenlenmesi ve sağlıkta şiddeti önleyecek yasal düzenlemelerin hayata geçirilmesi gerektiğini vurguladı.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://www.haberyazilimi.xyz/images/media/2026/03/bursada-hekimlerden-saglik-hakki-yuruyusu.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Tumeva Bilişim</author>
                <link>https://www.haberyazilimi.xyz/bursada-hekimlerden-saglik-hakki-yuruyusu/16376</link>
                <pubDate>Fri, 13 Mar 2026 15:08:04 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Araştırma: Toplumun yarısı dişlerini günde 2 kez fırçalamıyor</title>
                                    <description>Sensodyne’in Ipsos Türkiye iş birliğiyle gerçekleştirilen “Türkiye Ağız Sağlığı Haritası” araştırması, ağız ve diş sağlığı konusunda çarpıcı sonuçlar ortaya koydu. Araştırmaya göre, Türkiye&#039;de toplumun yarısı dişlerini günde iki kez fırçalama rutinini uygulamıyor.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Sensodyne’in Ipsos Türkiye iş birliğiyle gerçekleştirilen “Türkiye Ağız Sağlığı Haritası” araştırması, ağız ve diş sağlığı konusunda çarpıcı sonuçlar ortaya koydu. Araştırmaya göre, Türkiye'de toplumun yarısı dişlerini günde iki kez fırçalama rutinini uygulamıyor.</p><p><strong>İSTANBUL  - </strong>Dünya Sağlık Örgütü'nün (DSÖ) önerdiği ideal diş fırçalama süresi 2 dakika olmasına rağmen, katılımcıların yalnızca yüzde 12'si bu süreye uyuyor. Bunun yanında toplumun yarısı diş hekimlerinin önerdiği günde iki kez fırçalama rutinini uygulamıyor.</p>

<p>Yüzde 30’u dişlerini günde yalnızca bir kez, yüzde 13’ü ise haftada 3-4 kez fırçalıyor. Nüfusun yüzde 6’sı ise dişlerini yalnızca sosyalleşeceği zaman fırçaladığını ifade ediyor. Bu tablo, ağız bakımının düzenli bir sağlık rutini olmaktan ziyade dönemsel bir “sosyal vitrin” davranışına dönüşebildiğini gösteriyor.</p>




<p><strong>ÇÜRÜK DİŞLER “ACİL AĞRI” SEVİYESİNE GELENE KADAR ERTELENİYOR</strong></p>

<p>Araştırmaya göre toplumun yüzde 25’i, yani her 4 kişiden 1’i, ağzında aktif ve tedavi edilmemiş bir çürükle yaşamını sürdürüyor. Aktif çürüğü bulunan kişilerin yüzde 76’sı son 3 aydır diş hekimine gitmediğini belirtirken, her 5 kişiden 1’i son 2 yıldır diş hekimi koltuğuna hiç oturmadığını ifade ediyor. Veriler, çürüğün çoğu zaman “acil ağrı” seviyesine gelene kadar ertelendiğini gösteriyor.</p>

<p><strong>İLK DİŞ HEKİMİ ZİYARETİ ORTALAMA 16 YAŞINDA GERÇEKLEŞİYOR</strong></p>

<p>Türkiye'de yetişkinlerin diş hekimiyle ilk tanışma yaşı ortalama 16 olarak öne çıkıyor. Ancak ebeveynler, ağız sağlığı konusunda kendi yaşadıkları gecikmeyi yeni nesilde olumlu yönde kırıyor.</p>

<p>Kendileri diş hekimiyle ortalama 16 yaşında tanışırken, bugün çocuklarını ortalama 7 yaşında diş hekimiyle tanıştırıyorlar. Ortalama 7 yaş büyük bir gelişme gibi görünse de bunun 1-2 yaşlara çekilmesi gerekiyor. Süt dişlerinin çıkmasıyla birlikte çocukların diş hekimiyle tanışması ve doğru bakım ritüeli kazanması büyük önem taşıyor.</p>

<p>Öte yandan çocukların ağız bakımında florür farkındalığı da kritik bir rol oynuyor. Aileler çocukları için hala florürsüz diş macunlarına yönelme eğiliminde olsa da uzmanlar, çürük oluşumunu önlemede doğru dozlarda florür kullanımının başlıca faktör olduğunun altını çiziyor. İş çocuklara diş fırçalamayı sevdirmeye geldiğinde ise aromalar devreye giriyor: Satın alınan çocuk diş macunlarında ebeveynlerin yüzde 49'u açık ara "çilek" aromasını tercih ederken, onu yüzde 26 ile nane ve yüzde 21 ile karpuz takip ediyor.</p>

<p>Bugüne kadar diş hekimine bir kez gitmiş olanlara baktığımızda ise yaklaşık yüzde 40’lık kesimin bir yıldan uzun süredir hiç diş hekimine uğramadığını görüyoruz. Diş hekimine gitmeme nedenleri arasında en çok ihtiyaç duyulmaması ve maliyet öne çıkarken, bu faktörleri diş hekimi korkusu ve zaman bulamamak izliyor.</p>



<p><strong>AĞIZ VE DİŞ SAĞLIĞINDA YENİ BİLGİ KAYNAĞI: YAPAY ZEKA</strong></p>

<p>Ayrıca araştırmada, toplumun ağız sağlığı konusunda kime güvendiğini net bir şekilde ortaya konuldu.</p>

<p>Yüzde 64’le diş hekimleri ezici bir üstünlüğe sahipken, toplumun yüzde 39’u bilgi almak için internet üzerinden araştırma yapmaya yöneliyor. Her 4 kişiden biri ise eczacıların danışmanlığına güveniyor. Ancak araştırmanın en dikkat çekici çıktılarından biri dijitalleşen yeni neslin alışkanlıklarında gizli. Özellikle 18-25 yaş arası gençlerin ağırlıkta olduğu bir kesim (yüzde 9) için, ağız sağlığı hakkında yapay zekaya danışmak yükselen yeni bir trend olarak karşımıza çıkıyor.</p>

<p><strong>AĞIZ SAĞLIĞI ÖZGÜVENİ DOĞRUDAN ETKİLİYOR</strong></p>

<p>Toplumun yüzde 78'i ağız ve diş sağlığının özgüvenini doğrudan etkilediğini belirtirken, diş görünümünden kaynaklanan memnuniyetsizliklerin temelinde kozmetik kaygılar yatıyor; özgüveni en çok zedeleyen sorunların başında yüzde 50 oranıyla diş rengi ve yüzde 40 oranıyla diş dizilimi geliyor.</p>

<p>Bu durum günlük rutinlere de yansıyor; dişlerin fırçalanamadığı bir günde tüketicilerin yüzde 74'ü kendini huzursuz ve rahatsız hissederken, yüzde 33'ü doğrudan özgüven eksikliği yaşadığını ifade ediyor.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://www.haberyazilimi.xyz/images/media/2026/03/arastirma-toplumun-yarisi-dislerini-gunde-2-kez-fircalamiyor.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Tumeva Bilişim</author>
                <link>https://www.haberyazilimi.xyz/arastirma-toplumun-yarisi-dislerini-gunde-2-kez-fircalamiyor/16342</link>
                <pubDate>Fri, 13 Mar 2026 12:36:05 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Mevsim geçişlerinde zencefil ve zerdeçal ayrılmaz ikili!</title>
                                    <description>Bilecik’in Osmaneli ilçesinde 24 yıllık aktar Ersin Çimen, mevsim geçişlerinde artan hastalıklara karşı zencefil ve zerdeçal karışımının bağışıklık sistemini güçlendirdiğini söyledi.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Bilecik’in Osmaneli ilçesinde 24 yıllık aktar Ersin Çimen, mevsim geçişlerinde artan hastalıklara karşı zencefil ve zerdeçal karışımının bağışıklık sistemini güçlendirdiğini söyledi.</p><p><strong>Pazaryeri Gündem / BİLECİK  - </strong>Bilecik’in Osmaneli ilçesinde aktar Ersin Çimen, mevsim geçişlerinde sık görülen grip, soğuk algınlığı ve halsizlik gibi rahatsızlıklara karşı doğal ürünlerin önemli bir destek sağlayabileceğini belirtti.</p>

<p> 

<p>Havaların ani değişmesiyle birlikte bağışıklık sisteminin zayıflayabildiğini ifade eden Çimen, özellikle zencefil ve zerdeçalın birlikte tüketildiğinde vücut direncini artırdığını söyledi. Çimen, “Mevsim geçişlerinde vücut direnci düşüyor. Zencefil ve zerdeçal karışımı bağışıklık sistemini güçlendirir ve vücudu hastalıklara karşı daha dirençli hale getirir. Bu karışım bal ile birlikte çay şeklinde hazırlanarak tüketilebilir” dedi.</p>
</p>



<p>Doğal ürünlere olan ilginin son yıllarda arttığını belirten Çimen, bitkisel desteklerin doğru ve ölçülü kullanıldığında önemli faydalar sağlayabileceğini ifade etti.</p>

<p>Uzmanlar ise zencefil ve zerdeçalın antioksidan özellikleri sayesinde bağışıklık sistemini desteklediğini ve özellikle soğuk havalarda düzenli tüketimin faydalı olabileceğini belirtiyor.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://www.haberyazilimi.xyz/images/media/2026/03/mevsim-gecislerinde-zencefil-ve-zerdecal-ayrilmaz-ikili.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Tumeva Bilişim</author>
                <link>https://www.haberyazilimi.xyz/mevsim-gecislerinde-zencefil-ve-zerdecal-ayrilmaz-ikili/16315</link>
                <pubDate>Fri, 13 Mar 2026 10:28:05 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>İlaç fiyatlarında Euro kuru ve kâr marjları güncellendi</title>
                                    <description>Cumhurbaşkanı Erdoğan&#039;ın imzasıyla Resmi Gazete&#039;de yayımlanan kararla, beşeri tıbbi ürünlerin (ilaçların) fiyatlandırma esasları revize edildi. Dönemsel Euro değeri kademeli artırılırken, eczacı ve depocu kâr baremleri de yeniden düzenlendi.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın imzasıyla Resmi Gazete'de yayımlanan kararla, beşeri tıbbi ürünlerin (ilaçların) fiyatlandırma esasları revize edildi. Dönemsel Euro değeri kademeli artırılırken, eczacı ve depocu kâr baremleri de yeniden düzenlendi.</p><p><strong>ANKARA  </strong>- Bugünkü Resmi Gazete'de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile Beşeri Tıbbi Ürünlerin Fiyatlandırılmasına Dair Karar'da önemli değişiklikler yapıldı. </p>

<p>Karara göre ilaç fiyatlamasında kullanılan Dönemsel Euro Değeri (DED), 1 Nisan 2026'ya kadar 26,8767 TL olarak sabit tutuldu.   1 Nisan 2026'dan itibaren ise Euro değeri 29,1164 TL seviyesine yükseltilecek.</p>


<p>Söz konusu kademeli geçiş, sektörde maliyet artışlarını kısmen dengelemeyi amaçlarken, Cumhurbaşkanı kararında depocu ve eczacı kâr marjları için barem tutarları da güncellendi.</p>

<p>Özellikle düşük fiyatlı ürünlerde kâr oranlarında revizyonlar yapıldı.</p>



<p>Gerçek kaynak fiyat beyanları ve kontrolleri Sağlık Bakanlığı tarafından daha sıkı takip edilecek.</p>

<p>Düzenlemeye göre farklılık tespitinde bakanlık tespit ettiği fiyatı esas alacak.</p>

<p>İlgili Cumhurbaşkanı Kararı'na ulaşmak için <strong>TIKLAYABİLİRSİNİZ</strong></p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://www.haberyazilimi.xyz/images/media/2026/03/ilac-fiyatlarinda-euro-kuru-ve-kar-marjlari-guncellendi.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Tumeva Bilişim</author>
                <link>https://www.haberyazilimi.xyz/ilac-fiyatlarinda-euro-kuru-ve-kar-marjlari-guncellendi/16265</link>
                <pubDate>Thu, 12 Mar 2026 16:28:05 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Bursa Nilüfer’de kulak sağlığı masaya yatırıldı</title>
                                    <description>Nilüfer Belediyesi’nin düzenlediği Sağlık Buluşmaları&#039;nda konuşan Op. Dr. Vedat Oruk, kulak temizleme çöplerinin zararlarına dikkat çekerek, işitme cihazı kullanımının tıpkı gözlük takmak gibi doğal bir ihtiyaç olduğunu vurguladı.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Nilüfer Belediyesi’nin düzenlediği Sağlık Buluşmaları'nda konuşan Op. Dr. Vedat Oruk, kulak temizleme çöplerinin zararlarına dikkat çekerek, işitme cihazı kullanımının tıpkı gözlük takmak gibi doğal bir ihtiyaç olduğunu vurguladı.</p><p><strong>BURSA  - </strong>Bursa'da Nilüfer Belediyesi tarafından Dr. Ceyhun İrgil Sağlık Müzesi’nde düzenlenen “Sağlık Buluşmaları”nda kulak sağlığı konuşuldu. Vatandaşların yoğun ilgi gösterdiği etkinlikte, Op. Dr. Vedat Oruk “Kulak Hastalıkları ve İşitme Bozuklukları” üzerine kapsamlı ve anlaşılır bilgiler paylaştı. Söyleşide kulağın anatomisi, işitme kayıpları, çınlama ve baş dönmesi gibi sık karşılaşılan sorunlar ele alındı.</p>

<p>Kulağın dış, orta ve iç olmak üzere üç ana bölümden oluştuğunu belirterek sistemin çalışma prensibini anlatan Op. Dr. Vedat Oruk, günlük hayatta yapılan en büyük yanlışlardan birine dikkat çekti. Halk arasında “kulak kiri” olarak bilinen salgının aslında kulağı koruyan doğal bir sıvı olduğunu ifade eden Oruk, şunları söyledi:</p>


<p>“Kulağın kendi ürettiği bu sıvı, dışarıdan gelen toz ve tüyleri tutarak kulağı korur. Ancak biz pamuklu kulak çöpleriyle kulağımızı temizlemeye çalıştığımızda, dışarı atılması gereken bu sıvıyı kulak zarına doğru itiyoruz. Bu durum tıkanıklıklara ve işitme kayıplarına yol açabiliyor. Kulağa hiçbir yabancı cisim sokulmamalıdır.”</p>



<p><strong>“İŞİTME CZI YAŞLILIK BELİRTİSİ DEĞİLDİR”</strong></p>

<p>Orta kulak iltihapları ve sinirsel işitme kayıpları hakkında da bilgi veren Oruk, vücudun sinir dokularını onarmasının aylar sürebildiğini belirtti. İlaç veya cerrahi müdahalenin yetersiz kaldığı durumlarda işitme cihazlarının devreye girdiğini anlatan uzman isim, “İşitme cihazı kullanmak yaşlılık belirtisi veya utanılacak bir durum değildir. Tıpkı görme bozukluğunda gözlük kullanmak veya eksik bir dokuyu protezle tamamlamak gibidir. Günümüzde bu cihazlar çok küçük, estetik ve gelişmiş özelliklere sahi” dedi.</p>

<p>Etkinliğin sonunda kulak sağlığını korumak için temel tavsiyelerde bulunan Op. Dr. Vedat Oruk, özellikle gençlerin yüksek sesli ortamlardan ve yüksek volümlü kulak içi kulaklıklardan uzak durması gerektiğini belirtti. Oruk, kulak ağrısı veya enfeksiyonu durumunda kulağa zeytinyağı damlatmak gibi bilimsel dayanağı olmayan evsel çözümler yerine mutlaka bir hekime başvurulması gerektiğinin altını çizdi.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://www.haberyazilimi.xyz/images/media/2026/03/bursa-niluferde-kulak-sagligi-masaya-yatirildi.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Tumeva Bilişim</author>
                <link>https://www.haberyazilimi.xyz/bursa-niluferde-kulak-sagligi-masaya-yatirildi/16251</link>
                <pubDate>Thu, 12 Mar 2026 14:44:07 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>İzmir’de “Koruyan, Öğreten, İyileştiren” sağlık hamlesi</title>
                                    <description>İzmir Büyükşehir Belediyesi, son iki yılda koruyucu sağlık hizmetlerinden Eşrefpaşa Hastanesi’nde yürütülen tedavilere kadar kent genelinde sağlık çalışmalarını önemli ölçüde geliştirdi.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi, son iki yılda koruyucu sağlık hizmetlerinden Eşrefpaşa Hastanesi’nde yürütülen tedavilere kadar kent genelinde sağlık çalışmalarını önemli ölçüde geliştirdi.</p>

<p><strong>İZMİR  - </strong>“Sağlıklı yurttaş, sağlıklı kent” hedefiyle hareket eden İzmir Büyükşehir Belediyesi; koruyan, öğreten ve iyileştiren hizmet anlayışıyla çalışmalarını sürdürüyor.</p>


<p>Bu kapsamda belediye, sağlığın yalnızca tedaviyle değil; eğitim, erken müdahale ve sosyal destek mekanizmalarıyla da korunması gerektiği yaklaşımıyla hareket ediyor.</p>

<p>Eğitimden danışmanlığa, erken çocukluk programlarından yaşlı bakımına; hastane tedavilerinden evde bakım hizmetlerine kadar yürütülen kapsamlı çalışmalarla yüz binlerce İzmirli artık geleceğe daha sağlıklı bakıyor.</p>

<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi, Eşrefpaşa Hastanesi ve semt poliklinikleri üzerinden yürütülen hizmetlerle bu sürecin önemli bir ayağını oluşturuyor. Son iki yılda yüz binlerce hastaya hem hastanede hem de evlerinde sağlık ve bakım hizmeti sunuldu.</p>

<p>Koruyucu sağlık hizmetlerini yaygınlaştırmayı ve her yaştan yurttaşın sağlıklı yaşam olanaklarına erişimini artırmayı hedefleyen belediye; kent genelinde sağlık eğitimleri, psikolojik destek, erken çocukluk çalışmaları ve yaşlılık destek programları gibi çok sayıda hizmetle İzmirli yurttaşların iyilik hâlini güçlendirdi.</p>

<p><strong>SAĞLIK BİLGİSİ HER EVE ULAŞIYOR</strong></p>

<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi, sağlıklı yaşam bilincini artırmak amacıyla son iki yılda farklı başlıklarda 3 binden fazla sağlık eğitimi düzenledi. Koruyucu sağlık, aktif yaşam, ruh sağlığı ve ağız-diş sağlığı gibi konularda gerçekleştirilen eğitimlere 122 binden fazla kişi katıldı.</p>

<p>Ağız ve diş sağlığı kontrolleriyle de yaklaşık 10 bin yurttaşın ağız bakısı yapıldı. Olası acil durumlarda toplumun hazırlıklı olması için ilkyardım eğitimleri de sürdürüldü.</p>

<p>Temel ilkyardım, afetlerde müdahale ve yaşam desteği başlıklarında 585 eğitim programı ile 8 bin 500 kişiye uygulamalı eğitim verildi. Bu sayede binlerce yurttaş, hayat kurtaran ilkyardım bilgisiyle donatıldı.</p>

<p><strong>NESİLDEN NESLE SAĞLIKLI YAŞAM DÖNGÜSÜ</strong></p>

<p>Belediyenin erken çocukluk çalışmalarından biri olan İzmir95 programı ise bebeklerin sağlıklı gelişimini desteklemek ve ebeveynlere rehberlik etmek amacıyla kentin farklı ilçelerinde yürütülüyor. Ev ziyaretleri, ebeveyn atölyeleri ve emzirme danışmanlığı hizmetleriyle iki yılda 15 binden fazla aileye ulaşıldı.</p>

<p><strong>İZMİR’DE YAŞ ALMAK ÖĞRENMEYE ENGEL DEĞİL</strong></p>

<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi, sağlıklı yaşlanma politikaları kapsamında da çalışmaları devam ettiriyor. 3. Yaş Üniversitesi projesi ile 60 yaş üzeri yurttaşlar farklı alanlarda eğitimlere katılarak sosyal ve zihinsel olarak aktif kalma imkânı buluyor. Program, “İzmir’de yaş almak öğrenmeye engel değil” dedirtiyor.</p>

<p><strong>SAĞLIKLI YAŞ ALMA MERKEZİ BÜYÜK İLGİ GÖRÜYOR</strong></p>

<p>Bin aktif üyesi bulunan Sağlıklı Yaş Alma Merkezi ve Alzheimer-Demans Merkezi hizmetleriyle yaşlı bireylerin yaşam kalitesi artırılıyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından yaşlı yoksulluğuyla mücadele, tedavi ve bakım hizmetlerinin genişletilmesi, yaşlıların deneyim ve birikimlerinden faydalanmak amacıyla hazırlanan İleri Yaş Eylem Planı ise yaşlı bireylerin hayatını çok yönlü ele alarak yaşam konforunu artırmayı hedefliyor.</p>

<p><strong>İZSEM’DE BÜTÜNCÜL SAĞLIK HİZMETİ</strong></p>

<p>2025 yılında kurulan Sağlıklı Yaşam Şube Müdürlüğü ile kentte bütüncül sağlık hizmetleri daha da yaygınlaştırıldı. Beş noktada hizmet veren İzmir Sağlık ve Esenlik Merkezleri (İZSEM) aracılığıyla yurttaşlara psikolojik destek, beslenme danışmanlığı, fizyoterapi, diyabet farkındalığı ve hareketli yaşam programları ücretsiz olarak sunuluyor. Ayrıca kent genelinde kurulan Psikolojik Destek Birimleri ile çocuk-yetişkin bine yakın kişiye ücretsiz psikolojik destek hizmeti verildi.</p>

<p><strong>BULAŞICI HASTALIKLARA KARŞI ÜCRETSİZ VE KİMLİKSİZ TEST HİZMETİ</strong></p>

<p>Koruyucu halk sağlığı çalışmalarının bir parçası olarak açılan Gönüllü Danışmanlık ve Test Merkezi ise bulaşıcı hastalıklar için ücretsiz ve anonim test hizmeti sunarak toplum sağlığına katkı sağlıyor.</p>

<p>Kimlik bilgisi paylaşımı olmadan ve sosyal güvence aranmadan ücretsiz olarak HIV, Hepatit C, Hepatit B ve sifiliz (frengi) testi yapılarak önemli bir sağlık hizmeti sunuluyor.</p>

<p>Sağlık Bakanlığı iş birliği ile başlatılan çalışma kapsamında, cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar hakkında danışmanlık hizmeti de veriliyor. Ayrıca Kadın Sağlığı Programları kapsamında 702 kadına bireysel danışmanlık hizmeti verildi. 1.100’den fazla kadına eğitim verildi, farkındalık çalışması yapıldı.</p>

<p><strong>GENÇLER VE ÇOCUKLAR İÇİN ÖZEL SAĞLIK DESTEKLERİ</strong></p>

<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi, 18-26 yaş grubundaki ve sosyal destek sistemindeki pek çok kadına 3 doz Human Papilloma Virüsü (HPV) aşısı uygulamasını da hayata geçirdi. Diyabetli çocuklar için “Tip 1 diyabet” tanısı alan anaokulu ve ilkokul öğrencilerine hayati önem taşıyan sensörlü şeker ölçüm cihazı araç ve gereçleri temin etti.</p>



<p><strong>EVDE BAKIM HİZMETLERİYLE SAĞLIK, VATANDAŞIN EVİNE GÖTÜRÜLDÜ</strong></p>



<p>Evde bakım hizmetleri kapsamında sağlık hizmeti hastanenin dışına taşındı, vatandaşın evine götürüldü. Sağlık hizmeti kapsamında 30 bin 923 evde sağlık hizmeti verildi, 3 milyon 59 bin 356 TL maliyet belediye tarafından karşılandı.</p>

<p>Genel bakım hizmetlerine yönelik de 91 bin 102 ev ziyareti yapıldı, 4 bin 886 hastanın evde yara bakımı gerçekleştirildi. Ayrıca 45 bin 680 evde 23 bin 621 kişisel bakım, 7 bin 402 ev temizliği, 6 bin 68 kuaför hizmeti ve 8 bin 154 sosyal inceleme gerçekleştirildi. Bu evlerde tamir gerektiren konulara yönelik bakım onarım hizmetleri de verildi.</p>

<p>Eşrefpaşa Hastanesi, İzmir’de “evde bakım” hizmeti alan yurttaşları ev kazalarından korumak amacıyla “Güvenli Ev, Sağlıklı Yaşam” projesini de başlattı. Ev kazası risk değerlendirmesinin ardından evleri ziyaret ederek oluşabilecek kazaları önleyici tedbirler alan ekipler, hane halkını ev kazalarıyla ilgili bilgilendirmeye başladı.</p>

<p><strong>HİZMET KAPASİTESİ DAHA DA ARTACAK</strong></p>

<p>Eşrefpaşa Hastanesi yeni ek binasıyla İzmir’in sağlık kapasitesini büyütecek. 549 milyon liralık yatırımın yüzde 50’si tamamlandı.  Bu yıl hizmete girecek hizmet binasında ikinci seviye acil servis, 6 ameliyathane, 1 sezaryen salonu, 1 doğumhane, ikinci seviye yoğun bakım ve yenidoğan yoğun bakım ünitesi yer alacak.</p>

<p><strong>ÇALIŞANLARIN GÜVENLİĞİ İÇİN SÜREKLİ DENETİM VE EĞİTİM</strong></p>

<p>Belediye bünyesinde çalışan personelin sağlığı için de kapsamlı iş sağlığı ve güvenliği programları uygulanıyor. Binlerce çalışana güvenli çalışma ve risk farkındalığı eğitimleri verilirken, düzenli sağlık muayeneleri ve saha denetimleriyle çalışma ortamlarının güvenliği güçlendiriliyor. Bu kapsamda iki yılda 5 bin 277 belediye çalışanına iş sağlığı ve güvenliği eğitimi verildi.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://www.haberyazilimi.xyz/images/media/2026/03/izmirde-koruyan-ogreten-iyilestiren-saglik-hamlesi.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Tumeva Bilişim</author>
                <link>https://www.haberyazilimi.xyz/izmirde-koruyan-ogreten-iyilestiren-saglik-hamlesi/16074</link>
                <pubDate>Wed, 11 Mar 2026 10:16:05 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Ofis çalışanlarına uyarı! Hareketsiz yaşam omurga sağlığını tehdit ediyor</title>
                                    <description>Uzmanlar, masa başında uzun süre hareketsiz çalışmanın bel, boyun ve sırt ağrılarına yol açtığını belirterek ergonomik çalışma düzeni ve düzenli hareketin omurga sağlığı için hayati önem taşıdığına dikkat çekiyor.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Uzmanlar, masa başında uzun süre hareketsiz çalışmanın bel, boyun ve sırt ağrılarına yol açtığını belirterek ergonomik çalışma düzeni ve düzenli hareketin omurga sağlığı için hayati önem taşıdığına dikkat çekiyor.</p><p><strong>İSTANBUL  - </strong>Uzun süre masa başında ve hareketsiz şekilde çalışmak, günümüzde birçok ofis çalışanının karşı karşıya kaldığı ciddi sağlık sorunlarını beraberinde getiriyor.</p>

<p>Uzmanlara göre bu durum yalnızca duruş bozukluklarına değil, kalp hastalıklarından diyabete, kronik ağrılardan metabolik yavaşlamaya kadar pek çok sağlık problemine zemin hazırlayabiliyor.</p>


<p>Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Selçuk Göçmen, özellikle bel, boyun ve sırt ağrılarının ofis çalışanlarında en sık görülen şikayetler arasında yer aldığını belirterek, bu ağrıların aslında vücudun “hareket et” mesajı olduğunu söyledi.</p>



<p>Çalışma ortamının ergonomik düzenlenmesinin omurga sağlığı açısından büyük önem taşıdığını vurgulayan Göçmen, masa ve sandalyenin doğru şekilde ayarlanması gerektiğini ifade etti. Sandalyenin bel desteğine sahip olması ve yüksekliğinin ayarlanabilir olmasının önemli olduğunu belirten Göçmen, dirseklerin masaya paralel şekilde yaklaşık 90 derece açıyla durması ve monitörün göz hizasında, 50-70 santimetre mesafede konumlandırılması gerektiğini kaydetti.</p>

<p>Görme bozuklukları ve yetersiz aydınlatmanın da boyun sağlığını olumsuz etkileyebileceğine dikkat çeken Göçmen, ekrandaki yazıları net görebilmek için farkında olmadan boynun öne doğru eğilmesinin “kaplumbağa duruşu” olarak adlandırıldığını ve bunun boyun omurlarına binen yükü artırdığını söyledi.</p>

<p>Telefonun boyun ile omuz arasına sıkıştırılarak kullanılmasının da ciddi sinir hasarlarına yol açabileceğini belirten Göçmen, telefon görüşmelerinde kulaklık kullanılmasını önerdi. Ayrıca klimanın doğrudan vücuda temas etmesinin kas spazmlarını ve fıtık ağrılarını tetikleyebileceğini ifade etti.</p>

<p>Uzun süre hareketsiz kalmanın omurlar arasındaki disklerin sıvı dolaşımını olumsuz etkilediğini belirten Göçmen, gün içinde hareket etmenin önemine dikkat çekti.</p>

<p>Yarım saatte bir kısa yürüyüşler yapılmasını ve iki saatte bir germe egzersizleri uygulanmasını tavsiye eden Göçmen, merdiven kullanmak veya kısa mesafelerde yürümek gibi küçük alışkanlıkların da büyük fayda sağlayabileceğini söyledi. Stresin de kas gerginliğini artırarak omurga sağlığını olumsuz etkilediğini belirten Göçmen, düzenli nefes egzersizleri, meditasyon ve yoga gibi aktivitelerin kas gerginliğini azaltabileceğini ifade etti.</p>

<p>Omurga sağlığını korumak için ideal kilonun korunması ve sigaradan uzak durulmasının da önemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Selçuk Göçmen, dengeli beslenme ve doktor kontrolünde alınacak vitamin desteklerinin kemik sağlığını güçlendirebileceğini sözlerine ekledi.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://www.haberyazilimi.xyz/images/media/2026/03/ofis-calisanlarina-uyari-hareketsiz-yasam-omurga-sagligini-tehdit-ediyor.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Tumeva Bilişim</author>
                <link>https://www.haberyazilimi.xyz/ofis-calisanlarina-uyari-hareketsiz-yasam-omurga-sagligini-tehdit-ediyor/15977</link>
                <pubDate>Tue, 10 Mar 2026 12:20:06 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Glokomda erken tanı görme kaybını önleyebilir</title>
                                    <description>Türkiye’de yaklaşık 2 milyon glokom hastası olduğu tahmin ediliyor. Halk arasında “göz tansiyonu” veya “karasu hastalığı” olarak bilinen glokom, sinsi ilerleyerek kalıcı görme kaybına yol açabiliyor.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’de yaklaşık 2 milyon glokom hastası olduğu tahmin ediliyor. Halk arasında “göz tansiyonu” veya “karasu hastalığı” olarak bilinen glokom, sinsi ilerleyerek kalıcı görme kaybına yol açabiliyor.</p><p><b>İSTANBUL  - </b>DoktorTakvimi uzmanlarından Op. Dr. Onur Polat, glokomun ne olduğunu ve nasıl oluştuğunu şöyle anlatıyor: “Glokom, göz içi basıncının yükselmesi sonucu görmemizi sağlayan görme sinirinin zarar görmesi ve zamanla görme alanı kaybına neden olan sinsi bir hastalıktır.</p>

<p>Halk arasında ‘göz tansiyonu' veya ‘karasu hastalığı' olarak da bilinen glokom, tanıda geç kalındığında veya yeterli şekilde tedavi edilmediğinde ciddi görme kaybı ve körlükle sonuçlanabilir.</p>


<p>Sağlıklı bir bireyde göz içindeki sıvının üretimi ve boşaltılması arasında belli bir denge mevcuttur. Bu denge, göz sağlığı ve göz içi basıncı için oldukça önemlidir. Göz içindeki sıvının boşaltılmasındaki engel ve bozukluklar, göz içi basıncının artmasına ve görme sinirlerinin zarar görmesine yol açar. Bu süreç çoğunlukla yavaş ve sinsi ilerlediğinden, erken dönemde belirti vermez.</p>

<p>Ancak hastalık ilerledikçe ve görme siniri hasarı arttıkça ciddi görme alanı kaybı meydana gelir ve ileri evrede kalıcı körlüğe neden olabilir.”

<strong>GLOKOM TANISI NASIL KONUYOR?</strong></p>

<p>Op. Dr. Onur Polat, tanı sürecini şöyle açıklıyor: “Hastaların göz muayenesinde göz tansiyonu ölçümü ve göz dibi muayenesi rutin olarak yapılmaktadır. Göz tansiyonu ölçümü ve göz dibi muayenesinde glokomdan şüphelenilen hastalara, teşhis için ek bazı tetkikler uygulanır. Glokom hastalığında temel bulgu görme siniri hasarı olduğundan, retina sinir lifi ölçümü, görme alanı testi ve kornea kalınlığı ölçümleri yapılır. Bu ölçümler sonucunda hastalığın tanısı konur, tedavisi düzenlenir ve belirli aralıklarla takibi yapılır.”</p>

<p>

<strong>ERKEN TEŞHİS GÖRME KAYBINI ÖNLEYEBİLİR</strong></p>

<p>Görme sinirlerinde ve görme alanında oluşan hasarda geri dönüş olmadığından erken tanının oldukça önemli olduğunu söyleyen Op. Dr. Onur Polat, “Erken teşhis edildiğinde kolaylıkla ve başarıyla tedavi edilebilen glokomda düzenli aralıklarla yapılan muayeneler, glokomun erken tanı ve tedavisi için en iyi yöntemdir. Özellikle ailesinde göz tansiyonu olan ve risk grubunda olan bireylerin kontrollerini ihmal etmeden yapmaları tedavinin başarısı için oldukça önemlidir” şeklinde konuşuyor.

<strong>TÜRKİYE'DE YAKLAŞIK 2 MİLYON GLOKOM HASTASI BULUNUYOR</strong></p>

<p>İleri evrelerde kalıcı görme kaybına yol açan glokomun, dünyada körlük nedenleri arasında ikinci sırada yer aldığını belirten DoktorTakvimi uzmanlarından Op. Dr. Onur Polat, “Ülkemizde glokomun görülme sıklığı yüzde 2-2,5. Bu oran, 40 yaş üzeri her 40 bireyden birinde glokom olduğunu göstermektedir. Tanısı konulmuş glokom hastası sayısı yaklaşık 550 bin, ancak henüz tanı konmamış yaklaşık 1,5 milyon glokom hastası olduğu tahmin edilmektedir. Yani ülkemizde yaklaşık 2 milyon glokom hastası bulunuyor ve önemli bir kısmı henüz tanı almamış ve tedaviye ulaşamamıştır. Erken teşhis ve tedavi ile kontrol altına alınabilen ve körlüğün engellenebildiği bu hastalıkta farkındalık düzeyini artırmak ve hastalıklarından habersiz olanlara ulaşmak amacıyla 12 Mart Dünya Glokom Günü ve 8-14 Mart Dünya Glokom Haftası kapsamında bilgilendirmeler yapılmaktadır” diyor.

<strong>40 YAŞ ÜSTÜ OLANLAR RİSK ALTINDA</strong></p>

<p>Glokom açısından risk altında olan kişiler hakkında bilgilendirme yapan DoktorTakvimi uzmanlarından Prof. Dr. Deniz Turgut Çoban, “40 yaş üstü olanlar, ailesinde glokom bulunanlar daha yüksek risk altındadır. Diyabet, yüksek tansiyon hastaları, göz ameliyatları, göz yaralanmaları, romatizmal göz ve sistemik hastalığı olanlar ve uzun süre kortizon kullanan kişilerde de risk artar” şeklinde konuşuyor.

<strong>GLOKOMDA KAYBEDİLEN GÖRME GERİ GELMİYOR</strong></p>

<p>“Glokom tedavi edilmezse görme alanı giderek daralır ve kalıcı görme kaybı oluşabilir” diyen Prof. Dr. Deniz Turgut Çoban, “Glokomda kaybedilen görme ve görme alanı kaybı geri gelmez. Tedavi, hastalığın ilerlemesini durdurmayı amaçlar” diyor.</p>

<p>

<strong>GLOKOM TEDAVİSİNDE KULLANILAN YÖNTEMLER</strong></p>

<p>Prof. Dr. Deniz Turgut Çoban, glokom tedavisinde uygulanan yöntemleri şöyle anlatıyor: “En sık göz damlaları kullanılır. Gerekirse lazer tedavisi veya ameliyat yapılabilir. Amaç göz içi basıncını düşürmektir. Göz sinirlerini desteklemek için vitamin ve aminoasit içeren damla ve ağızdan alınan ürünler de vardır.”

<strong>GLOKOM HASTALARININ DİKKAT ETMESİ GEREKENLER</strong></p>

<p>Glokom hastalarının günlük yaşamda dikkat etmesi gerekenler hakkında uyarılarda bulunan DoktorTakvimi uzmanlarından Prof. Dr. Deniz Turgut Çoban, “Tüm ilaçlar ve takviyeler her zaman uzman hekime danışılarak kullanılırsa glokom yapabilecek ürünlerden uzak durulmuş olur. Glokom ilaçlarının da düzenli kullanılması ve kontrollerin aksatılmaması gerekir. Doktora sormadan tedavi bırakılmamalıdır. Genel sağlığa dikkat edilmesi de hastalığın ilerlemesini yavaşlatmaya yardımcı olur” diyor.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://www.haberyazilimi.xyz/images/media/2026/03/glokomda-erken-tani-gorme-kaybini-onleyebilir.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Tumeva Bilişim</author>
                <link>https://www.haberyazilimi.xyz/glokomda-erken-tani-gorme-kaybini-onleyebilir/15884</link>
                <pubDate>Mon, 09 Mar 2026 14:48:05 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Türkiye&#039;de ve dünyada en sık görülen üçüncü kanser türü</title>
                                    <description>Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Özgür Çavdaroğlu, Türkiye&#039;de kolorektal (kalın bağırsak) kanserin hem erkeklerde, hem de kadınlarda en sık görülen üçüncü kanser türü olduğunu belirtti.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Özgür Çavdaroğlu, Türkiye'de kolorektal (kalın bağırsak) kanserin hem erkeklerde, hem de kadınlarda en sık görülen üçüncü kanser türü olduğunu belirtti.</p><p><strong>İSTANBUL  - </strong>Kolorektal (kalın bağırsak) kanserlerin Türkiye'de ve dünyada en sık görülen üçüncü kanser türü olduğunu söyleyen Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Özgür Çavdaroğlu, “Kolorektal (kalın bağırsak) kanseri, kansere bağlı ölümlerde de ikinci sırada yer alıyor.</p>

<p>Dünyada yılda yaklaşık 1,9 milyon yeni vaka görülüyor. Bu sayının 2040 yılında 3,2 milyona ulaşması bekleniyor. Ülkemizde ise yılda yaklaşık 19 bin yeni vaka tespit ediliyor” diyor.</p>


<p>Kolorektal kanserlerin değiştirilemez risk faktörlerini yaş, kalıtsal faktörler, inflamatuvar bağırsak hastalıkları (Ülseratif kolit ve Crohn) ve batın ile pelvise radyasyon almak olarak sıralayan Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Özgür Çavdaroğlu, değiştirilebilir risk faktörlerinin kontrol altına alınmasının kolorektal kanser gelişimini azaltacağını belirtirken, bu faktörler arasında sigara içiminin bırakılması, alkol tüketiminin oldukça sınırlandırılması, Akdeniz tipi beslenmeye geçilmesi (meyve, sebze, baklagil ve tahıllar), işlenmiş kırmızı etten uzak durulması ve kırmızı etin aşırı tüketilmemesi, sedanter yaşamdan kaçınılarak hareket miktarının artırılması, obeziteyle mücadele edilmesi ve ideal kiloya yaklaşılması olduğunu söyledi. </p>

<p><strong>TARAMA VE KOLONOSKOPİ HAYATİ ÖNEM TAŞIYOR</strong></p>

<p>Kolonoskopi ve taramanın önemine dikkat çeken Op. Dr. Özgür Çavdaroğlu, “Kolorektal kanser, gelişmiş ülkelerde daha sık görülüyor. Son 20 yılda tarama programları ve kolonoskopinin etkin uygulanması, hastalığın polip aşamasında tespit edilip tedavi edilmesini sağladı ve insidansı azalttı. 50 yaşın altındaki vakalarda artış gözlemlendiği için, 45 yaş üstü bireylerin şikayetleri olmasa da 10 yılda bir kolonoskopi yaptırması öneriliyor. Ayrıca dışkıda gizli kan testi (1-2 yılda bir) ve dışkıda DNA testi (3 yılda bir) de tarama yöntemleri arasında yer alıyor.” diye konuştu.</p>

<p>Op. Çavdaroğlu, “Büyük abdestte kanama, bağırsak alışkanlıklarında değişiklikler (kabızlık veya ishalin sürekli hale gelmesi, dışkının incelmesi ve şekil değişikliği, dışkılama sonrası tam boşalamama hissi gibi), kramp, gaz, şişkinlik veya sürekli karın ağrısı, halsizlik ve istemsiz kilo kaybı durumlarında vakit kaybetmeden ilgili hekime başvurulmalıdır” dedi.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://www.haberyazilimi.xyz/images/media/2026/03/turkiyede-ve-dunyada-en-sik-gorulen-ucuncu-kanser-turu.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Tumeva Bilişim</author>
                <link>https://www.haberyazilimi.xyz/turkiyede-ve-dunyada-en-sik-gorulen-ucuncu-kanser-turu/15868</link>
                <pubDate>Mon, 09 Mar 2026 13:44:04 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Sağlıkta şiddet endişe verici boyutta! Her 30 dakikada bir &#039;beyaz kod&#039; vakası</title>
                                    <description>Birlik ve Dayanışma Sendikası Genel Başkanı Dr. Ahmet Mehlepçi, Türkiye’de sağlık çalışanlarının yaklaşık her 30 dakikada bir şiddet, hakaret veya tehdide maruz kaldığını açıkladı. 17 bin 594 Beyaz Kod vakasının yaşandığını belirten Mehlepçi, 14 Mart Tıp Bayramı öncesinde güvenli çalışma ortamının önemine dikkat çekti.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Birlik ve Dayanışma Sendikası Genel Başkanı Dr. Ahmet Mehlepçi, Türkiye’de sağlık çalışanlarının yaklaşık her 30 dakikada bir şiddet, hakaret veya tehdide maruz kaldığını açıkladı. 17 bin 594 Beyaz Kod vakasının yaşandığını belirten Mehlepçi, 14 Mart Tıp Bayramı öncesinde güvenli çalışma ortamının önemine dikkat çekti.</p><p><strong>İSTANBUL  - </strong>Aile Sağlığı Merkezlerinde görev yapan doktor, ebe ve hemşireleri temsil eden Birlik ve Dayanışma Sendikası Genel Başkanı Dr. Ahmet Mehlepçi, Türkiye’de sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin ciddi bir sorun haline geldiğini belirtti.</p>

<p>Son yıllarda yaşanan Beyaz Kod vakalarının endişe verici boyutlara ulaştığını vurgulayan Mehlepçi, “Sağlık çalışanları olarak güvenli ortamlarda çalışmak ve mesleğimizi tehdit altında olmadan icra etmek istiyoruz” dedi.</p>


<p>Dr. Mehlepçi, bugüne kadar yaşanan Beyaz Kod vakalarının sayısının 17 bin 594 olduğunu açıklayarak, çalışanların maruz kaldığı şiddet olaylarında psikolojik destek sağlanmasının ve hukuki süreçlerin etkin yürütülmesinin büyük önem taşıdığını kaydetti. Sendika olarak üyelerine bu süreçlerde destek sağladıklarını ifade eden Mehlepçi, Bakanlığın vakaların bir önceki yıla göre yüzde 4 düştüğüne dair açıklamasını ise yetersiz bulduğunu belirterek, “Bu açıklama, Beyaz Kod vakalarının kanıksandığını gösteriyor. Durum çok daha vahim.” dedi.</p>

<p>Sağlık çalışanlarının toplumun yaşam döngüsünde kritik görevler üstlendiğine dikkat çeken Mehlepçi, “Bizler bir annenin gebeliğinden çocuğun doğumuna, büyümesine ve yaşlılığa kadar toplumun yanında olan sağlık çalışanlarıyız. Fedakârca çalışıyoruz ama işimizi yaparken şiddet görmek, hakaret duymak veya tehdit edilmek istemiyoruz” ifadelerini kullandı. Dr. Mehlepçi, sağlıkta şiddetin yalnızca bireysel bir sorun değil, sistemsel bir problem olduğunu vurgulayarak daha güçlü önlemler alınması gerektiğini söyledi. Mehlepçi ayrıca, aşı karşıtlığı, bürokratik baskılar ve iş yükü gibi faktörlerin sağlık çalışanlarının değerini düşürdüğünü belirterek, “Ersin Arslan bir annenin evladıydı, Ekrem Karakaya çocuklarının babasıydı, Ömür Erez hemşire birilerinin kız kardeşiydi. Sağlık çalışanlarını bu şekilde değersizleştiren sistem, işimizi zorlaştırıyor. Formaliteler, hasta yoğunluğu ve yapay zekâ üzerinden yapılan denetimler moralimizi olumsuz etkiliyor.” diye konuştu.</p>

<p>Dr. Mehlepçi, 14 Mart Tıp Bayramı öncesinde sağlık çalışanlarının güvenli ve destekleyici bir ortamda görev yapmasının kritik önem taşıdığını belirtti.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://www.haberyazilimi.xyz/images/media/2026/03/saglikta-siddet-endise-verici-boyutta-her-30-dakikada-bir-beyaz-kod-vakasi.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Tumeva Bilişim</author>
                <link>https://www.haberyazilimi.xyz/saglikta-siddet-endise-verici-boyutta-her-30-dakikada-bir-beyaz-kod-vakasi/15750</link>
                <pubDate>Sun, 08 Mar 2026 13:08:04 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Dr. Taş: Türkiye’de yetişkinlerin yüzde 30’u obez</title>
                                    <description>Bir Nefes Sağlık Derneği Başkanı ve Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Ragıp Taş, 4 Mart Dünya Obezite Günü dolayısıyla obezitenin yalnızca estetik bir sorun değil, ciddi ve kronik bir hastalık olduğunu vurguladı.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Bir Nefes Sağlık Derneği Başkanı ve Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Ragıp Taş, 4 Mart Dünya Obezite Günü dolayısıyla obezitenin yalnızca estetik bir sorun değil, ciddi ve kronik bir hastalık olduğunu vurguladı.</p><p><strong>Erdoğan DEMİR / EDİRNE  - </strong>4 Mart Dünya Obezite Günü, World Obesity Federation öncülüğünde tüm dünyada obezitenin önemine dikkat çekmek için kutlanıyor.</p>

<p>Bir Nefes Sağlık Derneği Başkanı ve Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Ragıp Taş, yaptığı açıklamada Türkiye’de obezite oranlarının yüksek olduğunu belirtti.</p>


<p>Yapılan ulusal araştırmalara göre, Türkiye’de yetişkin nüfusun yüzde 30’dan fazlası obez ve yüzde 60’a yakın kısmı fazla kilolu. Kadınlarda obezite oranı erkeklere göre daha yüksek seyrediyor ve çocukluk çağı obezitesi giderek artıyor. Dr. Taş, bu durumun bireysel değil, toplumsal bir sağlık sorunu olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>OBEZİTENİN RİSKLERİ</strong></p>

<p>Dr. Taş, obezitenin; Tip 2 diyabet, Hipertansiyon, Kalp-damar hastalıkları, İnme, Bazı kanser türleri (meme, kolon vb.), Eklem hastalıkları ve Uyku apnesi gibi birçok ciddi hastalık riskini artırdığını belirtti. Ayrıca obezitenin yaşam süresini kısalttığı ve yaşam kalitesini düşürdüğü kaydedildi.</p>

<p>Uzman Dr. Taş, obezitenin önlenebilir bir hastalık olduğuna dikkat çekerek şu önerilerde bulundu:</p>

<p><strong>Dengeli ve düzenli beslenme: </strong>İşlenmiş gıdaları azaltmak, şekerli içeceklerden uzak durmak, porsiyon kontrolü yapmak, sebze-meyve ve lifli gıdaları artırmak. Akşam geç saatlerde yemek yememek ve midenin üçte birini yemek, üçte birini su, üçte birini boş bırakmak.</p>

<p><strong>Fiziksel aktivite: </strong>Haftada en az 150 dakika orta düzey egzersiz, günlük adım sayısını artırmak, asansör yerine merdiven kullanmak.</p>

<p><strong>Düzenli sağlık kontrolleri: </strong>VKİ takibi, bel çevresi ölçümü, kan şekeri ve lipid profili kontrolleri.</p>

<p><strong>Uyku ve stres yönetimi: </strong>Günde 7–8 saat uyumak, kronik stresi azaltmak.</p>

<p>Dr. Taş, obezitenin irade zayıflığı olmadığını; genetik, çevresel faktörler, beslenme alışkanlıkları ve hareketsiz yaşamın etkili olduğunu vurguladı.</p>

<p>Toplum olarak sağlıklı yaşam kültürünü güçlendirmek, çocukları doğru beslenme alışkanlıklarıyla yetiştirmek ve hareketli yaşamı teşvik etmenin önemine dikkat çekti.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://www.haberyazilimi.xyz/images/media/2026/03/dr-tas-turkiyede-yetiskinlerin-yuzde-30u-obez.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Tumeva Bilişim</author>
                <link>https://www.haberyazilimi.xyz/dr-tas-turkiyede-yetiskinlerin-yuzde-30u-obez/15560</link>
                <pubDate>Fri, 06 Mar 2026 12:16:03 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>İstanbul&#039;da bin 114&#039;üncü ASM Silivri’de hizmete girdi</title>
                                    <description>İstanbul Valisi Davut Gül, “Aziz İstanbul’a İyiliğin 1000 Hali” projesi kapsamında hayırsever Metin Zafer tarafından yaptırılan Silivri Nermin–Metin Zafer Aile Sağlığı Merkezi’nin açılışını gerçekleştirdi.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul Valisi Davut Gül, “Aziz İstanbul’a İyiliğin 1000 Hali” projesi kapsamında hayırsever Metin Zafer tarafından yaptırılan Silivri Nermin–Metin Zafer Aile Sağlığı Merkezi’nin açılışını gerçekleştirdi.</p><p><strong>İSTANBUL  - </strong>İstanbul’da sağlık altyapısını güçlendirmeye yönelik yatırımlar sürüyor. İstanbul Valiliği’nin “Aziz İstanbul’a İyiliğin 1000 Hali” projesi kapsamında Silivri’de yaptırılan Nermin–Metin Zafer Aile Sağlığı Merkezi düzenlenen törenle hizmete açıldı.</p>

<p>Hayırsever iş insanı Metin Zafer tarafından yaptırılan merkez, İstanbul genelinde hizmet veren 1114’üncü Aile Sağlığı Merkezi oldu. Açılış törenine İstanbul Valisi Davut Gül başta olmak üzere yerel yöneticiler ve vatandaşlar katıldı.</p>




<p>Törende konuşan Vali Davut Gül, İstanbul’da sağlık alanında önemli yatırımların hayata geçirildiğini belirterek, “İstanbul’umuzun her tarafında Sayın Cumhurbaşkanımızın önderliğinde sağlık hizmetinde adeta devrim niteliğinde işler yapılıyor” dedi.</p>

<p>Yeni aile sağlığı merkezinin Silivri ve çevresinde yaşayan vatandaşların sağlık hizmetlerine daha hızlı ve kolay erişmesine katkı sağlaması bekleniyor.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://www.haberyazilimi.xyz/images/media/2026/03/istanbulda-bin-114uncu-asm-silivride-hizmete-girdi.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Tumeva Bilişim</author>
                <link>https://www.haberyazilimi.xyz/istanbulda-bin-114uncu-asm-silivride-hizmete-girdi/15490</link>
                <pubDate>Thu, 05 Mar 2026 18:56:04 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>&quot;Süper Kadın&quot; sendromu kadını tüketiyor!</title>
                                    <description>Çift Terapisti Sevilay Abudaram, kadınların çocuklukta yüklenen roller nedeniyle yetişkinlikte “her şeye yetişen mükemmel kadın” beklentisi altında ezildiğini belirterek, bu durumun hem kadınların benlik algısını hem de aile içi ilişkileri zayıflattığını söyledi.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Çift Terapisti Sevilay Abudaram, kadınların çocuklukta yüklenen roller nedeniyle yetişkinlikte “her şeye yetişen mükemmel kadın” beklentisi altında ezildiğini belirterek, bu durumun hem kadınların benlik algısını hem de aile içi ilişkileri zayıflattığını söyledi.</p><p><strong>İSTANBUL  - </strong>Günümüzde kadınların hayatındaki sorumlulukların giderek artması, yalnızca modern yaşamın getirdiği bir durum değil; aynı zamanda yıllar boyunca nesilden nesile aktarılan toplumsal rollerin bir sonucu olarak görülüyor. Uzmanlara göre, kız çocuklarının aile içinde üstlendikleri roller, ilerleyen yıllarda kadınların ev ve iş yaşamındaki sorumluluklarını şekillendiriyor.</p>

<p>Çift Terapisti Sevilay Abudaram, kadınların daha talep etmeden üzerlerine yüklenen bu sorumlulukların zamanla görünmez bir baskıya dönüştüğünü ifade etti.</p>


<p>Kariyer hedefleri, aile beklentileri ve toplumsal normların birleştiği noktada kadınların kendilerini sürekli bir yetişme çabası içinde bulduğunu belirten Abudaram, özellikle evlilik sonrası bu yükün daha da arttığına dikkat çekti. Abudaram’a göre evdeki birçok sorumluluk, çoğu zaman doğal olarak kadının göreviymiş gibi görülüyor. Yemek, temizlik, alışveriş, eşin günlük düzeni ve çocukların eğitim süreçleri gibi pek çok detayın yönetimi kadınların omuzlarına yüklenirken, sosyal ilişkileri canlı tutma çabası da bu sorumluluklara ekleniyor.</p>

<p><strong>“KADINLAR BU SÜREÇTE KENDİLERİNDEN UZAKLAŞABİLİYOR”</strong></p>

<p>Kadınların tüm bu yoğunluk içinde hem yorgunluk hem de her şeye yetişebilmenin gizli tatminini aynı anda yaşayabildiğini söyleyen Abudaram, bunun uzun vadede psikolojik bir bedeli olduğuna dikkat çekti.</p>

<p>Uzmanlara göre bu görünmeyen yük, zamanla aile içindeki duygusal bağları da zedeleyebiliyor. Kadınların en önemli duygusal ihtiyaçları olan sevgi, anlayış ve saygı ilişkide karşılık bulmadığında, “süper kadın” rolünü sürdürmenin hem isteği hem de enerjisi azalıyor.</p>



<p><strong>“SÜPER KADIN” SENDROMUYLA BAŞ ETME VE İLİŞKİYİ KURTARMA REHBERİ</strong></p>

<p>Çift Terapisti Dr. Psk. Sevilay Abudaram, verilen sessiz emeklerin karşılığını alabilmek ve bu duygusal yükü hafifletmek için şu adımların atılması gerektiğini belirtti:</p>

<p><strong>1. Görünmez Emeğin Takdir Edilmesi: </strong>Kadınların olağanüstü şekilde verdiği bu görünmez emeklerin önce eşleri tarafından takdir edilmeye ihtiyacı var. Çiçekten önce gelen en büyük hediye, harcanan emeğin fark edildiğinin hissettirilmesidir.</p>

<p><strong>2. Gücü Paylaşıma Çevirmek: </strong>Kadınlar güçlü yanlarını sadece her şeyi tek başına yüklenmek için kullanmak yerine, ilişkilerinde görev paylaşımı yaparak ortak bir paylaşım alanı açmalılar.</p>

<p><strong>3. Öz Bakım Lüks Değil İhtiyaçtır: </strong>Kadınların sahip oldukları becerileri kendilerine zaman ayırarak kullanabilmeleri gerekiyor. Bu sayede nefes alıp kendi ihtiyaçlarını karşılamak için alan açmış olacaklar.</p>

<p><strong>4. Ebeveynliği Görevden Keyfe Taşımak: </strong>Çocuklarla olan ilişkilerini sadece sorumluluklar üzerinden yürütmek yerine, keyif ve oyun üzerinden de yeniden yapılandırmaları gerekiyor.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://www.haberyazilimi.xyz/images/media/2026/03/super-kadin-sendromu-kadini-tuketiyor.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Tumeva Bilişim</author>
                <link>https://www.haberyazilimi.xyz/super-kadin-sendromu-kadini-tuketiyor/15444</link>
                <pubDate>Thu, 05 Mar 2026 14:28:04 +0300</pubDate>
            </item>
            </channel>
</rss>
