<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/">
    <channel>
        <title>Haber Sitesi - Sağlık</title>
        <description>Siteniz ile ilgili kısa ve öz bilgi verebilirsiniz</description>
        <link>https://www.haberyazilimi.xyz</link>
        <language>tr</language>
        <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 18:50:36 +0300</pubDate>
                                <item>
                <title>Yaz aylarının gizli astım tehlikeleri... Polen, klor, nem, mangal dumanına karşı dikkat!</title>
                                    <description>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İmran Bari, yaz aylarında astımlı çocuklarda şikâyetleri artırabilecek polen, klima kullanımı, nem, yoğun egzersiz, enfeksiyonlar ve kapalı havuz ortamlarına karşı aileleri uyardı. Düzenli tedavi ve çevresel önlemlerle çocukların sağlıklı bir yaz geçirebileceği belirtildi.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İmran Bari, yaz aylarında astımlı çocuklarda şikâyetleri artırabilecek polen, klima kullanımı, nem, yoğun egzersiz, enfeksiyonlar ve kapalı havuz ortamlarına karşı aileleri uyardı. Düzenli tedavi ve çevresel önlemlerle çocukların sağlıklı bir yaz geçirebileceği belirtildi.</p><p><strong>İSTANBUL  - </strong>Yaz aylarında artan sıcaklık, nem ve çevresel faktörler astımlı çocukların solunum yollarını olumsuz etkileyebiliyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İmran Bari, ailelerin bu dönemde astımı tetikleyebilecek etkenlere karşı dikkatli olması gerektiğini söyledi.</p>

<p>Astımın kontrol altında tutulabilmesi için düzenli doktor takibinin ve tedaviye devam edilmesinin önemine dikkat çeken Dr. Bari, doktor önerisi olmadan ilaçların bırakılmaması gerektiğini vurguladı. Astımlı çocukların yaz aylarında da rahatlatıcı ilaçlarını ve inhalerlerini yanlarında bulundurmaları gerektiğini ifade etti.</p>

<p><strong>POLENLER ASTIMI TETİKLEYEBİLİYOR</strong></p>

<p>Yaz aylarında en önemli tetikleyicilerden birinin polenler olduğunu belirten Dr. Bari, özellikle alerjik astımı bulunan çocuklarda polenlerin solunum yollarında daralmaya, mukus artışına ve astım belirtilerine yol açabileceğini söyledi.</p>

<p>Polen yoğunluğunun fazla olduğu sabah erken saatlerde pencerelerin kapalı tutulması, dışarı çıkılması gerekiyorsa maske kullanılması ve araçlarda polen filtresi tercih edilmesi önerildi. Yaz sonunda çim biçme gibi faaliyetlerden de kaçınılması gerektiği belirtildi.</p>

<p><strong>YANLIŞ KLİMA KULLANIMI RİSKE YOL AÇABİLİR</strong></p>

<p>Klima kullanımının sıcak havalarda konfor sağladığını ancak yanlış kullanımın astımı tetikleyebileceğini ifade eden Dr. Bari, düzenli temizlenmeyen klima filtrelerinde biriken toz ve küflerin alerjik reaksiyonlara neden olabileceğini söyledi. Klimanın ortamı aşırı soğutmaması gerektiğini belirten Bari, ideal sıcaklığın yaklaşık 22-24 derece arasında tutulmasını ve filtrelerin düzenli temizlenmesini önerdi.</p>

<p><strong>MANGAL DUMANI, KÜF VE NEMDEN UZAK DURUN</strong></p>

<p>Yaz aylarında tercih edilen piknik alanlarında bulunan mangal dumanı, egzoz gazları, nemli bölgelerdeki küf ve mantarların da astımı tetikleyebileceği uyarısı yapıldı.</p>

<p>Uzmanlar, astımlı çocukların sigara, mangal ve egzoz dumanından uzak tutulmasını, rutubetli ve güneş almayan alanlar yerine kuru ve hava akımı olan bölgelerin tercih edilmesini önerdi.</p>



<p>Sporun astımlı çocuklar için faydalı olduğunu ancak aşırı yoğun aktivitelerin risk oluşturabileceğini belirten Dr. İmran Bari, yoğun egzersiz sırasında ağızdan solunum yapılmasının bronşlarda kuruluk ve daralmaya neden olabileceğini ifade etti.</p>

<p>Sporun sabah erken veya akşam saatlerinde yapılması, egzersiz öncesinde ısınmaya zaman ayrılması ve gerekli ilaçların ihmal edilmemesi gerektiği belirtildi.</p>

<p><strong>VİRÜS VE BAKTERİLERE KARŞI HİJYEN ÖNEMLİ</strong></p>

<p>Yaz aylarında seyahatler ve kalabalık ortamların enfeksiyon riskini artırabileceğine dikkat çeken Dr. Bari, virüs ve bakterilerin astımlı çocuklarda hava yolu hassasiyetini artırarak nefes darlığına yol açabileceğini söyledi.</p>

<p>Ailelere el hijyenine dikkat etmeleri, hasta kişilerle yakın teması azaltmaları, gerekli durumlarda maske kullanmaları ve çocukların aşılarını düzenli yaptırmaları önerildi.</p>

<p><strong>NEM ORANI VE KAPALI HAVUZLARA DİKKAT</strong></p>

<p>Yüksek nem oranının astımlı çocuklarda nefes almayı zorlaştırabileceğini belirten uzmanlar, evlerde ideal nem oranının yüzde 40-50 arasında tutulmasını önerdi. Kapalı havuzlarda kullanılan klorun bazı çocuklarda astım atağını tetikleyebileceği belirtilirken, yoğun klor kokusu bulunan, yeterince havalandırılmayan ve kalabalık havuzlardan kaçınılması gerektiği ifade edildi.</p>

<p>Dr. İmran Bari, çevresel faktörlere karşı önlem alındığında ve tedavi düzenli sürdürüldüğünde astımlı çocukların da sağlıklı ve keyifli bir yaz mevsimi geçirebileceğini kaydetti.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.haberyazilimi.xyz/media/2026/07/yaz-aylarinin-gizli-astim-tehlikeleri-polen-klor-nem-mangal-dumanina-karsi-dikkat.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Tumeva Bilişim</author>
                <link>https://www.haberyazilimi.xyz/yaz-aylarinin-gizli-astim-tehlikeleri-polen-klor-nem-mangal-dumanina-karsi-dikkat/20940</link>
                <pubDate>Sun, 12 Jul 2026 19:13:05 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Uzmandan burun ameliyatı sonrası yaz uyarısı: İlk 6 ay güneşten korunmak önemli</title>
                                    <description>Yaz aylarında burun ameliyatı olmanın artık geçmişteki kadar riskli olmadığını belirten uzmanlar, gelişen cerrahi teknikler sayesinde mevsimin ameliyat başarısını belirleyen bir unsur olmaktan çıktığını söylüyor.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarında burun ameliyatı olmanın artık geçmişteki kadar riskli olmadığını belirten uzmanlar, gelişen cerrahi teknikler sayesinde mevsimin ameliyat başarısını belirleyen bir unsur olmaktan çıktığını söylüyor.</p><p><strong>İSTANBUL  - </strong>Yaz aylarında burun estetiği ve burun ameliyatı yaptırmak isteyen hastaların en çok merak ettiği konuların başında iyileşme süreci geliyor. Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, gelişen cerrahi teknikler sayesinde yaz aylarında da burun ameliyatlarının güvenle yapılabildiğini belirterek, özellikle ameliyat sonrası güneş, deniz, havuz ve gözlük kullanımı konusunda dikkat edilmesi gereken noktaları anlattı.</p>

<p>Geçmiş yıllarda sıcak hava ve kullanılan eski tampon sistemleri nedeniyle yaz aylarında burun ameliyatlarının daha az tercih edildiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Rahimi, günümüzde cerrahi yöntemler ve ameliyat sonrası bakım imkanlarının gelişmesiyle bu durumun değiştiğini söyledi.</p>

<p>Rahimi, “Eskiden yaz aylarında büyük burun ameliyatları çok tercih edilmezdi. Kanama riski daha yüksekti, kullanılan tamponlar hastalar için daha konforsuzdu. Sıcak hava nedeniyle buruna uygulanan bantların çıkması gibi sorunlar da yaşanabiliyordu. Ancak günümüzde teknoloji çok ilerledi. Daha konforlu tampon sistemleri kullanılıyor, kanama riski azaldı. Bu nedenle yaz ya da kış olması ameliyat açısından belirleyici bir fark oluşturmuyor” dedi.</p>

<p><strong>EN BÜYÜK RİSK GÜNEŞ IŞINLARI</strong></p>

<p>Burun ameliyatı sonrası en önemli konunun güneşten korunmak olduğunu vurgulayan Rahimi, ameliyat sırasında burun derisinin kaldırılıp yeniden şekillendirildiğini ve iyileşme döneminde cildin alt dokulara yeniden uyum sağlaması gerektiğini belirtti.</p>



<p>Yoğun güneş ışığına maruz kalmanın burunda renk değişikliklerine yol açabileceğini ifade eden Rahimi, “Ameliyat sonrası ilk 6 ay boyunca güneşten mümkün olduğunca korunmak gerekir. Doğrudan güneş ışığına maruz kalınmamalı, geniş siperlikli şapka kullanılmalı, yüksek koruma faktörlü güneş kremi uygulanmalı ve mümkün olduğunca gölgede kalınmalı.” dedi. </p>

<p>Deniz tatili konusunda da dikkatli olunması gerektiğini belirten Rahimi, özellikle ilk 6 aylık dönemde burun cildinin güneşten korunmasının başarılı bir iyileşme süreci için büyük önem taşıdığını söyledi.</p>

<p>Burun kemiklerinin ameliyat sonrasında yeniden şekillendiğini ve bu sürecin korunması gerektiğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Rahimi, gözlük kullanımına da dikkat çekti. Rahimi, “Özellikle ağır ve kalın çerçeveli gözlükler bu dönemde tercih edilmemeli. Bu tür gözlükler burun kemiğine baskı yapabilir ve küçük darbeleri doğrudan buruna iletebilir” ifadelerini kullandı. Güneş gözlüklerinin de iyileşme döneminde sorun oluşturabileceğini belirten Rahimi, gözlüğün burunun bazı bölgelerini gölgede bırakıp bazı bölgelerini güneşe maruz bırakabileceğini ve bunun renk farklılıklarına neden olabileceğini söyledi. Rahimi, “Bu nedenle iyileşme döneminde güneş gözlüğü kullanımını önermiyoruz. Numaralı gözlük kullanmak zorunda olan hastaların ise ameliyat öncesinde kontakt lens kullanımına alışmaları faydalı olabilir” diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.haberyazilimi.xyz/media/2026/07/uzmandan-burun-ameliyati-sonrasi-yaz-uyarisi-ilk-6-ay-gunesten-korunmak-onemli.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Tumeva Bilişim</author>
                <link>https://www.haberyazilimi.xyz/uzmandan-burun-ameliyati-sonrasi-yaz-uyarisi-ilk-6-ay-gunesten-korunmak-onemli/20649</link>
                <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 19:23:05 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Aşırı terleme hastalık habercisi olabilir</title>
                                    <description>Sıcak hava veya fiziksel aktiviteyle açıklanamayan yoğun terleme; diyabet, tiroit hastalıkları ve hormonal değişimler gibi farklı nedenlere bağlı gelişebiliyor.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Sıcak hava veya fiziksel aktiviteyle açıklanamayan yoğun terleme; diyabet, tiroit hastalıkları ve hormonal değişimler gibi farklı nedenlere bağlı gelişebiliyor.</p><p><strong>İSTANBUL  - </strong>Terleme, vücudun sıcaklık dengesini korumak için gerçekleştirdiği doğal bir mekanizma olarak bilinirken, aşırı terleme bazı kişilerde günlük yaşamı ve sosyal hayatı olumsuz etkileyebilecek boyutlara ulaşabiliyor.</p>

<p>Uzmanlara göre aşırı terleme, vücudun ısı düzenlemesi için ihtiyaç duyduğundan daha fazla ter üretmesiyle ortaya çıkıyor. Ter bezlerinin herhangi bir sıcak ortam, egzersiz veya belirgin bir neden olmaksızın aşırı çalışması durumunda kişiler kıyafet değiştirmek zorunda kalabiliyor, günlük aktivitelerinde zorluk yaşayabiliyor.</p>

<p>Aşırı terlemenin en sık görüldüğü bölgeler arasında avuç içleri, ayak tabanları, koltuk altları ve yüz bölgesi yer alıyor.</p>

<p><strong>PEK ÇOK FARKLI NEDENİ OLABİLİR</strong></p>

<p>Aşırı terleme; genetik yatkınlık, enfeksiyonlar, diyabet, tiroit hastalıkları, obezite, kalp yetmezliği gibi sağlık sorunlarının yanı sıra menopoz ve hamilelik gibi hormonal değişimlere bağlı olarak da gelişebiliyor.</p>

<p>Hastalıkla ilişkili olmayan primer bölgesel aşırı terleme ise genellikle stres, egzersiz, sıcaklık artışı ve genetik faktörlerle tetiklenebiliyor. Sekonder aşırı terleme olarak adlandırılan ve başka bir sağlık sorununa bağlı gelişen durumlarda ise diyabet, tiroit bozuklukları, sinir sistemi hastalıkları, alkol kullanımı, solunum ve kalp yetmezliği gibi nedenler araştırılıyor.</p>

<p>Aşırı terleme belirtileri yaş gruplarına göre farklılık gösterebiliyor. Ciltte sürekli nem hissi, kıyafetlerde ter lekeleri, vücut kokusunda artış, cilt tahrişi ve enfeksiyon eğilimi sık görülen belirtiler arasında bulunuyor.</p>

<p>Çocuklarda aşırı terleme; yazı yazarken kâğıdın ıslanması, bilgisayar klavyesi kullanırken zorlanma veya enstrüman çalmada güçlük gibi işlevsel problemlere neden olabilirken, yetişkinlerde daha çok sosyal yaşamı etkiliyor. Bazı kişiler el sıkışmaktan kaçınabiliyor veya sosyal ortamlarda rahatsızlık hissedebiliyor.</p>

<p>İleri vakalarda eller silindikten kısa süre sonra yeniden yoğun terleme görülebilirken, nadiren ciltte renk değişikliği ve pullanma gibi dermatolojik bulgular da ortaya çıkabiliyor.</p>

<p><strong>TANI VE TEDAVİDE NEDEN ARAŞTIRILIYOR</strong></p>

<p>Aşırı terleme şikâyeti olan kişilerin öncelikle dahiliye veya dermatoloji uzmanlarına başvurması öneriliyor. Gerekli durumlarda endokrinoloji, nöroloji veya ilgili diğer branşlardan destek alınabiliyor.</p>

<p>Tanı çoğunlukla hastanın öyküsü ve fizik muayene ile konulurken; kan testleri, tiroit fonksiyonları, kan şekeri ölçümleri ve hormonal incelemelerle altta yatan hastalıkların araştırılması sağlanıyor.</p>

<p>İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Meral Maralcan, aşırı terleme tedavisinin hastalığın tipine, şiddetine, etkilenen bölgeye ve altta yatan nedene göre kişiye özel planlandığını söyledi. Maralcan, aşırı terlemenin yalnızca bir konfor problemi olmadığını, bazı durumlarda farklı sağlık sorunlarının belirtisi olabileceğini belirterek, yaşam kalitesini etkileyen yoğun terleme şikâyetlerinin ihmal edilmemesi gerektiğine dikkat çekti.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.haberyazilimi.xyz/media/2026/07/asiri-terleme-hastalik-habercisi-olabilir.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Tumeva Bilişim</author>
                <link>https://www.haberyazilimi.xyz/asiri-terleme-hastalik-habercisi-olabilir/20527</link>
                <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 19:03:05 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Tuzun fazlası kalp ve böbrek sağlığını tehdit ediyor</title>
                                    <description>Prof. Dr. Murathan Uyar, Türkiye&#039;de günlük tuz tüketiminin önerilen miktarın yaklaşık üç katına ulaştığını belirterek, aşırı tuz tüketiminin hipertansiyon, böbrek hastalıkları ve kalp-damar rahatsızlıkları başta olmak üzere birçok ciddi sağlık sorununa zemin hazırladığını söyledi.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Prof. Dr. Murathan Uyar, Türkiye'de günlük tuz tüketiminin önerilen miktarın yaklaşık üç katına ulaştığını belirterek, aşırı tuz tüketiminin hipertansiyon, böbrek hastalıkları ve kalp-damar rahatsızlıkları başta olmak üzere birçok ciddi sağlık sorununa zemin hazırladığını söyledi.</p><p><strong>İSTANBUL  - </strong>Prof. Dr. Murathan Uyar, yaşam için gerekli olan tuzun ihtiyaçtan fazla tüketilmesi halinde ciddi sağlık sorunlarına neden olabileceği konusunda uyarılarda bulundu.</p>

<p>Tuzun yaklaşık yüzde 40 sodyum ve yüzde 60 klorürden oluştuğunu belirten Uyar, vücudun sinir sistemi, kasların çalışması, kalp ritmi ve sıvı dengesinin korunması için sodyuma ihtiyaç duyduğunu ancak bu ihtiyacın doğal besinlerden de karşılanabildiğini ifade etti.</p>

<p><strong>TÜRKİYE'DE TÜKETİM ÖNERİLEN SEVİYENİN ÇOK ÜZERİNDE</strong></p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü'nün günlük tuz tüketiminin 5 gramı, yani yaklaşık bir silme çay kaşığını geçmemesini tavsiye ettiğini hatırlatan Uyar, Türkiye'de yapılan araştırmalara göre ortalama günlük tuz tüketiminin bu miktarın yaklaşık üç katına ulaştığını söyledi. Hazır ve işlenmiş gıdaların yaygınlaşmasıyla birlikte farkında olmadan fazla tuz tüketildiğine dikkat çeken Uyar, ekmek, peynir, zeytin, turşu, sucuk, salam, hazır çorbalar, paketli atıştırmalıklar ve sosların günlük tuz alımının önemli bölümünü oluşturduğunu kaydetti.</p>



<p><strong>YÜKSEK TANSİYON VE BÖBREK HASTALIKLARI RİSKİNİ ARTIRIYOR</strong></p>

<p>Aşırı tuz tüketiminin kandaki sodyum miktarını artırarak vücudun daha fazla su tutmasına neden olduğunu belirten Uyar, bunun da tansiyonun yükselmesine yol açtığını ifade etti.</p>

<p>Yüksek tansiyonun uzun yıllar belirti vermeden kalp, beyin, böbrek ve damar sistemine zarar verebildiğini söyleyen Uyar, fazla tuz tüketiminin ayrıca böbrek hastalıklarının ilerlemesini hızlandırabileceğini, böbrek taşı oluşumunu kolaylaştırabileceğini, kemiklerden kalsiyum kaybını artırabileceğini ve mide kanseri riskini yükseltebileceğini dile getirdi.</p>

<p><strong>"DOĞAL TUZ" ALGISINA DİKKAT</strong></p>

<p>Son yıllarda popüler hale gelen Himalaya tuzu, kaya tuzu ve deniz tuzu gibi ürünlerin sağlık açısından sanıldığı kadar farklı olmadığını belirten Uyar, bu tuzların da büyük oranda sodyum klorür içerdiğini ve eser miktardaki minerallerin fazla tüketimi haklı çıkaracak bir avantaj sağlamadığını söyledi.</p>

<p>Prof. Dr. Murathan Uyar, günlük tuz tüketimini azaltmak için sofraya tuzluk koymamak, yemeğin tadına bakmadan tuz eklememek, işlenmiş gıdaları daha az tüketmek ve yemeklere lezzet vermek için limon, sarımsak ile baharatlardan yararlanmanın etkili yöntemler olduğunu belirtti. Uyar, "Tuz doğru miktarda tüketildiğinde yaşam için vazgeçilmezdir. Ancak fazlası yıllar içinde kalbi, damarları ve böbrekleri sessizce yorar. Sağlığımızı korumak bazen sofradaki tuzluğu bir adım uzağa koymak kadar basit bir alışkanlıkla başlayabilir." değerlendirmesinde bulundu.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.haberyazilimi.xyz/media/2026/07/tuzun-fazlasi-kalp-ve-bobrek-sagligini-tehdit-ediyor.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Tumeva Bilişim</author>
                <link>https://www.haberyazilimi.xyz/tuzun-fazlasi-kalp-ve-bobrek-sagligini-tehdit-ediyor/20512</link>
                <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 17:23:05 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Diş beyazlatmada sosyal medya tavsiyelerine dikkat!</title>
                                    <description>Dr. Öğr. Üyesi Ayşenur Turan, ortodontik tedavi sırasında diş beyazlatma işleminin önerilmediğini belirterek, bilinçsiz kullanılan beyazlatma ürünlerinin diş minesinde kalıcı hasarlara yol açabileceği uyarısında bulundu.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Dr. Öğr. Üyesi Ayşenur Turan, ortodontik tedavi sırasında diş beyazlatma işleminin önerilmediğini belirterek, bilinçsiz kullanılan beyazlatma ürünlerinin diş minesinde kalıcı hasarlara yol açabileceği uyarısında bulundu.</p><p><strong>İSTANBUL  - </strong>Diş beyazlatma uygulamaları son yıllarda giderek yaygınlaşırken, uzmanlar bilinçsiz ürün kullanımının ağız ve diş sağlığını olumsuz etkileyebileceğine dikkat çekiyor.</p>

<p>Dr. Öğr. Üyesi Ayşenur Turan, diş beyazlatma işleminin doğru zamanda ve uzman kontrolünde yapılmasının önemine değinerek, ortodontik tedavi gören hastaların diş teli tedavisi devam ederken beyazlatma yaptırmaması gerektiğini söyledi. Diş teli tedavisinde dişlerin üzerinde bulunan braketlerin, beyazlatma ajanının diş minesine eşit şekilde ulaşmasını engellediğini belirten Turan, bu nedenle tedavi sürecinde yapılan beyazlatma işlemlerinin istenilen sonucu vermeyeceğini ifade etti.</p>

<p><strong>DİŞ TELLERİ ÇIKARILDIKTAN SONRA DA BEKLENMELİ</strong></p>

<p>Dr. Turan, diş tellerinin çıkarılmasının hemen ardından da beyazlatma işlemi yapılmasının tavsiye edilmediğini belirterek, diş minesinin güçlenmesi ve diş etlerinin iyileşmesi için zamana ihtiyaç olduğunu söyledi.</p>

<p>Genellikle en az 3 ila 4 hafta beklenmesini önerdiklerini ifade eden Turan, bu sürenin kişinin ağız ve diş sağlığına göre birkaç aya, hatta bazı durumlarda bir yıla kadar uzayabileceğini kaydetti. Beyazlatma işleminin ancak diş hekiminin yapacağı muayene sonrasında ağız dokularının sağlıklı olduğunun belirlenmesi halinde güvenle uygulanabileceğini vurguladı.</p>



<p><strong>İNTERNETTEN ALINAN ÜRÜNLER RİSK OLUŞTURABİLİYOR</strong></p>

<p>İnternet üzerinden satılan diş beyazlatma ürünleri ve sosyal medya fenomenlerinin önerilerinin sıkça gündeme geldiğini belirten Turan, bu ürünlerin bilinçsiz kullanımının ciddi sorunlara yol açabileceğini söyledi.</p>

<p>Bazı ürünlerin dişi kimyasal olarak beyazlatmak yerine diş minesini aşındırarak geçici bir beyazlık sağladığını ifade eden Turan, bunun kısa vadede estetik görünüm sunsa da uzun vadede diş yapısını zayıflattığını ve kalıcı hasarlara neden olabildiğini dile getirdi.</p>

<p>Diş hekimleri tarafından uygulanan profesyonel beyazlatma yöntemlerinin tamamen farklı bir mekanizmayla çalıştığını vurgulayan Turan, ofis tipi beyazlatmada kullanılan ajanların diş yüzeyini aşındırmadığını, dişin içindeki renklenmeye neden olan molekülleri parçalayarak beyazlatma sağladığını söyledi. Dr. Ayşenur Turan, diş beyazlatma amacıyla satılan ürünlerin hekim önerisi olmadan kullanılmaması gerektiğini belirterek, bilinçsiz kullanımın diş minesinde aşınma, şiddetli hassasiyet ve dolgu gerektirecek düzeyde hasarlara neden olabileceği uyarısında bulundu. Uzmanlar, beyazlatma işlemi öncesinde mutlaka bir diş hekimine başvurulmasını öneriyor.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.haberyazilimi.xyz/media/2026/07/dis-beyazlatmada-sosyal-medya-tavsiyelerine-dikkat.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Tumeva Bilişim</author>
                <link>https://www.haberyazilimi.xyz/dis-beyazlatmada-sosyal-medya-tavsiyelerine-dikkat/20497</link>
                <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 16:03:05 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Güneş lekelerinden korunmanın kanıtlanmış ve pratik yolları</title>
                                    <description>Dermatoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Nazlı Caf, güneş lekelerini önlemenin en etkili yolunun doğru korunmayı yılın her günü alışkanlık haline getirmek olduğunu söyledi.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Dermatoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Nazlı Caf, güneş lekelerini önlemenin en etkili yolunun doğru korunmayı yılın her günü alışkanlık haline getirmek olduğunu söyledi.</p><p><strong>İSTANBUL  - </strong>Yaz aylarında güneşin etkisinin artmasıyla birlikte cilt lekeleri de en sık karşılaşılan dermatolojik sorunlar arasında yer alıyor. Ancak güneş lekeleri yalnızca plajda geçirilen saatlerin sonucu değil. Günlük yaşamda maruz kaldığımız ultraviyole (UV) ışınları, görünür mavi ışık, yüksek ortam sıcaklığı ve uzun süreli ekran kullanımı da özellikle leke oluşumuna yatkın kişilerde ciltte renk düzensizliklerini tetikleyebiliyor. Liv Hospital Ulus Dermatoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Nazlı Caf, güneş lekelerinin oluşumunu önlemenin tedavi etmekten çok daha kolay olduğunu belirterek, bilimsel olarak etkinliği kanıtlanmış korunma yöntemlerini paylaşıyor.</p>

<p><strong>GÜNEŞ KORUYUCU KULLANIMI YAZIN DEĞİL, YILIN HER GÜNÜ GEREKLİ</strong></p>

<p>Güneşten korunmanın temelini doğru güneş koruyucu kullanımı oluşturuyor. Güneş koruyucuların yalnızca tatilde veya deniz kenarında değil, günlük yaşamın vazgeçilmez bir parçası olması gerektiğini vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Nazlı Caf, en az SPF 50 koruma faktörüne sahip geniş spektrumlu ürünlerin tercih edilmesini öneriyor.</p>

<p>Koruyucunun etkili olabilmesi için dışarı çıkmadan yaklaşık 30 dakika önce uygulanması gerektiğini belirten Dr. Caf, yeterli miktarda kullanımın da en az ürün seçimi kadar önemli olduğunun altını çizerek, "Toplumda en sık yapılan hata güneş kremini çok ince tabaka halinde uygulamaktır. Yüz ve boyun bölgesi için 'iki parmak kuralı' olarak bilinen miktarda ürün kullanılmalı ve koruyucunun etkinliği gün boyunca devam etsin diye her 2-3 saatte bir yenilenmelidir. Terleme, yüzme veya havuz sonrası ise beklemeden tekrar uygulanmalıdır." dedi.</p>

<p><strong>RENKLİ GÜNEŞ KORUYUCULAR LEKE EĞİLİMİNDE AVANTAJ SAĞLAYABİLİYOR</strong></p>

<p>Özellikle melazma ve güneş lekelerine yatkın bireylerde görünür ışığın da pigment üretimini artırabileceğini belirten Dr. Caf, bu nedenle demir oksit içeren renkli güneş koruyucuların önemli bir avantaj sunduğunu ifade ediyor.</p>

<p>"Telefon, tablet ve bilgisayar ekranlarından yayılan görünür mavi ışık da bazı kişilerde lekelenmeyi tetikleyebilir. Demir oksit içeren renkli güneş koruyucular, yalnızca UV ışınlarına değil görünür ışığa karşı da ek koruma sağlayarak özellikle leke tedavisi gören hastalarda daha başarılı sonuçlar elde edilmesine katkıda bulunur."</p>

<p>Güneşten korunmanın yalnızca dışarıdan uygulanan ürünlerle sınırlı olmadığını belirten Dr. Caf, sabah rutinine eklenecek antioksidan içeriklerin de önemli katkı sağlayabileceğini belirterek, "C vitamini ve ferulik asit gibi güçlü antioksidanlar, güneş öncesinde kullanıldığında serbest radikal oluşumunu azaltarak cildin doğal savunmasını güçlendirir. Bu içerikler güneş koruyucunun yerine geçmez ancak koruyucu etkinliği destekleyen ikinci bir savunma hattı oluşturur" diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.haberyazilimi.xyz/media/2026/07/gunes-lekelerinden-korunmanin-kanitlanmis-ve-pratik-yollari.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Tumeva Bilişim</author>
                <link>https://www.haberyazilimi.xyz/gunes-lekelerinden-korunmanin-kanitlanmis-ve-pratik-yollari/20491</link>
                <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 15:23:09 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Mersin&#039;de kavurucu sıcak uyarısı: Bu belirtilere dikkat!</title>
                                    <description>Mersin Büyükşehir Belediyesi Sağlık İşleri Dairesi, artan sıcaklıklar nedeniyle yurttaşları uyararak özellikle risk grubundaki bireylerin dikkat etmesi gereken önlemleri hatırlattı.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Mersin Büyükşehir Belediyesi Sağlık İşleri Dairesi, artan sıcaklıklar nedeniyle yurttaşları uyararak özellikle risk grubundaki bireylerin dikkat etmesi gereken önlemleri hatırlattı.</p><p><strong>MERSİN  - </strong>Mersin Büyükşehir Belediyesi Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı yetkilileri, etkisini gün geçtikçe daha da artıran sıcak hava dalgasına karşı yurttaşlara önemli uyarılarda bulunarak; özellikle risk grubunda olan yaş almışlar, çocuklar, kronik hastalığı bulunanlar, hamileler ve bakıma ihtiyaç duyan bireylerin dikkat etmesi gereken önlemleri hatırlattı.</p>

<p>Mersin’de yaz mevsiminin etkisini artırmasıyla birlikte, hava sıcaklıkları da mevsim normallerinin üzerine çıkmaya başladı. Gün içerisinde hissedilen sıcaklığın daha da yükselmesi, özellikle risk grubunda yer alan yurttaşlar açısından çeşitli sağlık sorunlarını beraberinde getiriyor.</p>

<p>Yurttaşların sıcak çarpması, sıvı kaybı ve güneşin zararlı etkileri gibi durumlardan korunması adına uyarılarda bulunan Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı yetkilileri, özellikle günün en sıcak saatlerinde koruyucu önlemlerin alınması gerektiğini vurguladı.</p>

<p>Güneş ışınlarının zararlı etkilerine bağlı rahatsızlıklara karşı önerileri sıralayan Büyükşehir Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı yetkilileri, olası risklerin en aza düşürülmesini amaçlıyor.</p>

<p><b>DR. SAMRAY: “GÜNDE EN AZ 2-3 LİTRE SIVI TÜKETEREK, AŞIRI SIVI KAYBI ÖNLENMELİ”</b></p>

<p>Mersin Büyükşehir Belediyesi Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı’nda görev yapan Dr. Özge Samray, son günlerde artan sıcaklıklar yüzünden, özellikle sıcak çarpması riskinin artış gösterdiğini belirtti.</p>

<p>Sıcak çarpmasının belirtileri hakkında bilgi veren Dr. Samray, “Sıcak çarpması; 40 derecenin üzerinde ateş, çarpıntı, bulantı, kusma, zihin bulanıklığı gibi semptomlarla kendini gösteriyor.</p>

<p>Bu durumda bazı koruyucu önlemler alınması gerekir. Yurttaşlar giyimlerinde pamuklu kumaşlar tercih etmeli ve sıvı tüketimine mümkün olduğunca dikkat edilmeli. Günde en az 2-3 litre sıvı tüketilmesini öneriyoruz” dedi. Araç kullanan yurttaşlara da önemli uyarı ve tavsiyelerde bulunan Dr. Samray; yaş almışların, çocukların ve evcil hayvanların, kliması çalışmayan araçlarda bırakılmaması gerektiğini vurgularken, patlama riski olan malzemelerin de araçtan çıkarılması gerektiğinin altını çizdi.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.haberyazilimi.xyz/media/2026/07/mersinde-kavurucu-sicak-uyarisi-bu-belirtilere-dikkat.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Tumeva Bilişim</author>
                <link>https://www.haberyazilimi.xyz/mersinde-kavurucu-sicak-uyarisi-bu-belirtilere-dikkat/20443</link>
                <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 12:03:05 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>İzmir&#039;de annelere güvenli doğum dersi</title>
                                    <description>Eşrefpaşa Hastanesi’ndeki Gebe Okulu’nda anne adayları kulaktan dolma bilgiler yerine uzmanlardan eğitim alıyor. Psikolog, diyetisyen, fizyoterapist, ebe ve hekimlerin görev aldığı program, doğum kaygısını azaltmayı hedefliyor. Yeni program için kayıtlar da başladı.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Eşrefpaşa Hastanesi’ndeki Gebe Okulu’nda anne adayları kulaktan dolma bilgiler yerine uzmanlardan eğitim alıyor. Psikolog, diyetisyen, fizyoterapist, ebe ve hekimlerin görev aldığı program, doğum kaygısını azaltmayı hedefliyor. Yeni program için kayıtlar da başladı.</p><p><strong>İZMİR  - </strong>İzmir Büyükşehir Belediyesi Eşrefpaşa Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniği bünyesinde açılan Gebe Okulu; hekim, ebe ve hemşireler eşliğinde 20 haftalık gebelere, lohusalara ve baba adaylarına yönelik kapsamlı bir eğitim programı sunuyor.</p>

<p>Okulda gebelik süreci, doğum, doğum sonrası bebek bakımı, emzirme danışmanlığı gibi pek çok konuda bilgi verilirken, anne adayları ve yeni doğum yapan annelerin ruhsal ve fiziksel olarak sürece hazırlanması için psikolojik destek ve diyetisyen desteği, ağız ve diş sağlığı muayenesi, pilates ve yoga gibi hizmetler de veriliyor. Üç haftalık eğitim sürecinin ardından katılımcılara mezuniyet belgeleri takdim ediliyor. Gebe Okulu’na gitmek isteyenler için kayıt süreci de yeniden başladı.</p>

<p><strong>DOĞUMA HAZIRLANIYORLAR</strong></p>

<p>Gebe Okulu hakkında bilgi veren Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Hilal Elbi, “Anne adaylarını gebelik, doğum ve lohusalık süreçlerine hem fiziksel hem de psikolojik olarak hazırlayan kapsamlı bir eğitim programı veriyoruz. Bu eğitim programı; doğuma hazırlık, yeni doğan bakımı, emzirme, lohusalık dönemlerine ait bilgileri içeriyor. Beslenme konusunda diyetisyenimiz devreye girerken, gebelik, doğum ve lohusalık eğitimlerini ebe ve hekimler veriyor. Egzersizleri fizyoterapistimiz yaptırıyor, diş muayeneleri diş hekimlerimiz tarafından yapılıyor. Ayrıca gebelik ve doğum süreci için psikolog hizmeti veriliyor. Gebe Okulu’nun asıl amacı, anne ve baba adaylarını kendine güvenen ebeveynler olarak doğuma hazırlamak. Geri bildirimler de olumlu oluyor. Anne adayları; çok memnun kaldıklarını, bilgilendiklerini, kendilerini güvende hissettiklerini söylüyor. Korkularla, bilinmezliklerle doğuma girmektense burada gebeliğin ve doğumun aşamalarını, doğumun nasıl gerçekleşebileceğini, nelerle karşılaşabileceklerini, nasıl emzireceklerini öğreniyorlar. Anne ve baba adayları ile lohusalar, Gebe Polikliniği üzerinden Gebe Okulu’na başvuruda bulunabiliyor” bilgisini verdi.</p>

<p><strong>“KENDİMİZİ GÜVENDE HİSSEDİYORUZ”</strong></p>

<p>22 haftalık hamile Merve Avşar da “Gebelik sürecinde bilgi edinme amaçlı araştırma içindeydim. Buraya muayeneye geldiğimde Gebe Okulu’ndan bahsettiler. Hastane temiz ve düzenliydi ve buraya gelmeyi tercih ettim. Eğitimlerde bizimle çok ilgileniyorlar. Burada bebeğin bakımını, onu emzirmeyi, yıkamayı öğreniyoruz. Dışarıdan çok kolay gibi geliyor ama neticede küçücük bir can ve bunları en başından öğrenmek çok farklı bir duygu. Buraya aslında en başta kendimiz için geliyoruz. Önce kendi duygularını yönetmen gerekiyor. Kendini iyi ve yeterli hissedersen zaten bebeğe de yeterli gelirsin ve onu sağlıklı büyütürsün. Dışarıdan öğrendiğimiz bilgilerle burada öğrendiğimiz bilgiler arasında çok fark var. Kulaktan dolma bilgilerle değil uzmanlardan bilgi edindiğimizde içimiz daha rahat oluyor, kendimizi güvende hissediyoruz” dedi.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.haberyazilimi.xyz/media/2026/07/izmirde-annelere-guvenli-dogum-dersi.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Tumeva Bilişim</author>
                <link>https://www.haberyazilimi.xyz/izmirde-annelere-guvenli-dogum-dersi/20419</link>
                <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 10:13:05 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Dijital güzellik algısı estetik cerrahide yeni bir dönüşüm yaratıyor</title>
                                    <description>Sosyal medya platformlarının günlük yaşamın merkezine yerleşmesiyle birlikte güzellik algısı da köklü bir dönüşüm geçiriyor. Fotoğraf filtreleri, yapay zekâ destekli düzenlemeler ve dijital efektler; estetik cerrahiye olan talebi artırırken aynı zamanda hastaların beklentilerini de gerçeklikten uzaklaştırabiliyor. Uzmanlar bu durumun, estetik cerrahide hasta-hekim iletişimini daha kritik hale getirdiğini belirtiyor.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Sosyal medya platformlarının günlük yaşamın merkezine yerleşmesiyle birlikte güzellik algısı da köklü bir dönüşüm geçiriyor. Fotoğraf filtreleri, yapay zekâ destekli düzenlemeler ve dijital efektler; estetik cerrahiye olan talebi artırırken aynı zamanda hastaların beklentilerini de gerçeklikten uzaklaştırabiliyor. Uzmanlar bu durumun, estetik cerrahide hasta-hekim iletişimini daha kritik hale getirdiğini belirtiyor.</p><p>İSTANBUL  - Plastik, Estetik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı ve Muayenehaneler Derneği Başkanı Op. Dr. Çetin Duygu, sosyal medya kaynaklı güzellik algısının özellikle son yıllarda belirgin şekilde değiştiğini vurgulayarak, estetik cerrahinin bir “dijital filtre sonucu” değil, tıbbi ve bilimsel bir planlama süreci olduğunu ifade etti.</p>

<p><b>“Filtreli Görseller Gerçek Anatomiyi Yansıtmaz”</b></p>

<p>Op. Dr. Çetin Duygu, sosyal medyada sıkça karşılaşılan kusursuz yüz ve vücut görsellerinin çoğu zaman gerçek yaşamla örtüşmediğine dikkat çekti.</p>

<p>“Günümüzde hastalarımızın bir kısmı, sosyal medyada filtrelerle oluşturulmuş yüz hatlarını veya dijital olarak inceltilmiş vücut oranlarını referans alabiliyor. Ancak bu görüntüler gerçek anatomik sınırları yansıtmaz. Estetik cerrahinin amacı, bir filtre görünümü yaratmak değil; kişinin kendi yüz ve vücut yapısına uygun, doğal ve sağlıklı bir denge oluşturmaktır” dedi.</p>

<p>Duygu, özellikle genç yaş gruplarında bu etkinin daha güçlü hissedildiğini ve estetik beklentilerin giderek daha “mükemmeliyetçi” bir noktaya kaydığını belirtti.</p>



<p><b>“Estetik Cerrahi Kopyalama Değil, Kişiye Özel Tasarımdır”</b></p>

<p>Estetik cerrahinin en önemli prensibinin kişiye özel planlama olduğunu vurgulayan Op. Dr. Çetin Duygu, her bireyin yüz ve vücut anatomisinin farklı olduğunu hatırlattı.</p>

<p>“Bir kişide doğal ve başarılı görünen bir sonuç, başka bir kişide aynı şekilde uygulanamaz. Estetik cerrahi bir kopyalama süreci değildir. Aksine, kişinin kendi anatomik yapısı, cilt özellikleri, yaş faktörü ve beklentileri dikkate alınarak yapılan bilimsel bir tasarım sürecidir” ifadelerini kullandı.</p>

<p><b>Sosyal Medya Baskısı: “Hızlı Sonuç, Kusursuz Görünüm”</b></p>

<p>Uzmanlara göre sosyal medya, estetik cerrahiye olan ilgiyi artırmakla birlikte “hızlı ve kusursuz sonuç” beklentisini de beraberinde getiriyor. Bu durum ise hasta memnuniyeti açısından yanlış algılara yol açabiliyor.</p>

<p>Op. Dr. Çetin Duygu bu konuda şu değerlendirmeyi yaptı:</p>

<p>“Estetik işlemler anlık bir değişim gibi algılansa da aslında ciddi bir planlama, iyileşme süreci ve tıbbi değerlendirme gerektirir. Sosyal medya, çoğu zaman bu süreci görünmez hale getiriyor. Bu da hastaların gerçekçi olmayan beklentilerle kliniğe başvurmasına neden olabiliyor.”</p>



<p><b>“Doğallık Yeni Estetik Standart Haline Geliyor”</b></p>

<p>Son yıllarda estetik cerrahide belirgin bir trend değişimi yaşandığını ifade eden Op. Dr. Çetin Duygu, abartılı ve belirgin değişimlerden ziyade doğal görünümlü sonuçların ön plana çıktığını söyledi.</p>

<p>“Artık hastalar daha doğal, yüz ifadesini kaybetmeyen ve kendi kimliğini koruyan sonuçlar talep ediyor. Bu durum estetik cerrahinin gelişimi açısından oldukça olumlu bir dönüşümdür. Başarılı bir operasyon, kişinin ‘estetik yaptırdığı belli olmayan’ ama daha iyi hissettiği sonuçtur” dedi.</p>

<p><b>“Estetik Kararlar Sosyal Medya Değil, Tıbbi Değerlendirme ile Verilmeli”</b></p>

<p>Op. Dr. Çetin Duygu, estetik cerrahi kararlarının sosyal medya trendlerine göre değil, uzman hekim değerlendirmesi ile alınması gerektiğini vurguladı.</p>

<p>“Her estetik işlem bir tıbbi karardır. Hastanın sağlık durumu, anatomisi ve beklentisi birlikte değerlendirilmeden yapılan işlemler uzun vadede memnuniyetsizlik yaratabilir. Bu nedenle karar süreci mutlaka uzman hekim danışmanlığı ile yürütülmelidir” ifadelerini kullandı.</p>

<p><b>“Amaç Değiştirmek Değil, Doğruyu Ortaya Çıkarmaktır”</b></p>

<p>Op. Dr. Çetin Duygu, estetik cerrahinin temel amacının kişiyi başka birine dönüştürmek olmadığını, mevcut yapıyı en doğru ve dengeli hale getirmek olduğunu belirtti.</p>

<p>“Estetik cerrahi, kişinin kendisini yeniden tanımladığı bir süreç değil; en doğal, en dengeli ve en sağlıklı haline ulaşmasına yardımcı olan bir tıbbi uygulamadır. Başarı, doğallıkla birlikte gelen memnuniyettir” dedi.</p>

<p>Uzmanlar, sosyal medya çağında estetik kararların daha bilinçli verilmesi gerektiğini, özellikle filtreli görsellerin gerçekçi beklentiler oluşturmadığını ve bu konuda toplumsal farkındalığın artırılmasının önem taşıdığını vurguluyor.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.haberyazilimi.xyz/media/2026/07/dijital-guzellik-algisi-estetik-cerrahide-yeni-bir-donusum-yaratiyor.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Tumeva Bilişim</author>
                <link>https://www.haberyazilimi.xyz/dijital-guzellik-algisi-estetik-cerrahide-yeni-bir-donusum-yaratiyor/20328</link>
                <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 12:43:08 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>BTÜ’den diyabet hastalarına umut olacak yerli tedavi ürünü</title>
                                    <description>Bursa Teknik Üniversitesi, TÜSEB desteğiyle diyabet hastalarında sık görülen iyileşmeyen yaralara yönelik arı sütü kaynaklı yerli tedavi ürünü geliştirmeye hazırlanıyor.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Bursa Teknik Üniversitesi, TÜSEB desteğiyle diyabet hastalarında sık görülen iyileşmeyen yaralara yönelik arı sütü kaynaklı yerli tedavi ürünü geliştirmeye hazırlanıyor.</p>

<p><strong>BURSA  - </strong>Bursa Teknik Üniversitesi (BTÜ), diyabet hastalarının en önemli sağlık sorunlarından biri olan iyileşmeyen yaralar için yerli bir tedavi ürünü geliştirmeye hazırlanıyor.</p>

<p>Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB) tarafından destek almaya hak kazanan projede, Bursa’dan elde edilen arı sütü ve ileri biyoteknoloji bir araya getirilerek, diyabet hastalarında görülen yaraların hızlı iyileşmesi sağlanacak.</p>

<p>Diyabet hastalarında sık görülen ayak yaraları, zamanında tedavi edilmediğinde enfeksiyona neden olabiliyor, hatta uzuv kaybına kadar varan ciddi sonuçlar doğurabiliyor.</p>

<p>Bu soruna çözüm geliştirmek amacıyla BTÜ Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Biyomühendislik Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Gökçe Taner'in yürütücülüğünde önemli bir proje hayata geçirildi. Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB) tarafından da desteklenen "Diyabetik Ayak Ülseri Tedavisine Yönelik Arı Sütü Kaynaklı Ekstraselüler Vezikül (RJEV)-Yüklü Fotokürlenebilir GelMA Hidrojellerin Geliştirilmesi" başlıklı projede, Bursa'dan elde edilen kaliteli arı sütleri kullanılacak.</p>

<p><b>ELDE EDİLECEK JEL ÖRTÜ YARALARA UYGULANACAK</b></p>

<p>Araştırmacılar, arı sütünden elde edilen ve hücrelerin birbirleriyle iletişim kurmasını sağlayan doğal nano yapıları özel bir hidrojel içerisine yerleştirecek. Jel kıvamındaki bu yara örtüsü, yara üzerine uygulandığında kontrollü şekilde iyileştirici maddeler salgılayacak.</p>

<p>Geliştirilecek yerli yara örtüsünün; yaraların daha hızlı iyileşmesini sağlaması, yeni damar oluşumunu desteklemesi, enfeksiyon riskini azaltması, hücre yenilenmesini hızlandırması hedefleniyor.</p>



<p><b>YERLİ SAĞLIK TEKNOLOJİSİNE KATKI SAĞLAYACAK</b></p>

<p>Türkiye'nin arı ürünleri bakımından zengin bir potansiyele sahip olduğuna dikkat çeken Proje Yürütücüsü Doç. Dr. Gökçe Taner, bu çalışmanın yalnızca diyabet hastalarının yaşam kalitesini artırmayı değil, aynı zamanda yüksek katma değerli yerli sağlık ürünlerinin geliştirilmesine ve sağlık alanında dışa bağımlılığın azaltılmasına da katkı sunacağını belirtti.</p>



<p><b>PROJE EKİBİ</b></p>

<p>Doç. Dr. Gökçe Taner'in yürütücülüğündeki projede araştırmacı olarak; Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi İmmünoloji Bölümü’nden: Prof. Dr. Haluk Barbaros Oral, Doç. Dr. Diğdem Yöğen Ermiş, Dr. Öğretim Üyesi Salih Haldun Bal, Bursa Uludağ Üniversitesi Veteriner Fakültesi Histoloji ve Embriyoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Sabire Güler yer alıyor. Projede genç bilim insanları Dr. Halime Serinçay doktora sonrası bursiyer ve Moleküler Biyolog Hilal Akar, Hilal Vardar ve İrem Özveri ise yardımcı personel olarak bulunuyor.</p>

<p><b>REKTÖR ÇAĞLAR: BİLİMSEL BİLGİ TOPLUMSAL FAYDAYA DÖNÜŞÜYOR</b></p>

<p>BTÜ Rektörü Prof. Dr. Naci Çağlar, sağlık alanında geliştirilen yenilikçi projelerin toplumun yaşam kalitesini artırmada büyük önem taşıdığını belirterek, " Üniversitemizde yürütülen bu proje, bilimsel bilginin toplumsal faydaya dönüşmesinin güzel bir örneği. TÜSEB tarafından desteklenmeye hak kazanan bu çalışma, hem yerli sağlık teknolojilerinin geliştirilmesine hem de ülkemizin biyoteknoloji alanındaki araştırma kapasitesinin güçlenmesine önemli katkılar sağlayacak. Dolayısıyla proje ekibini tebrik ediyor, çalışmalarında başarılar diliyorum" dedi.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.haberyazilimi.xyz/media/2026/07/btuden-diyabet-hastalarina-umut-olacak-yerli-tedavi-urunu.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Tumeva Bilişim</author>
                <link>https://www.haberyazilimi.xyz/btuden-diyabet-hastalarina-umut-olacak-yerli-tedavi-urunu/20318</link>
                <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 11:43:06 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Türkiye&#039;nin ilk Nöropsikofizyoloji Araştırma Laboratuvarı açıldı</title>
                                    <description>Üsküdar Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü Nöropazarlama Anabilim Dalı bünyesinde Türkiye&#039;nin ilk ve tek Nöropsikofizyoloji Araştırma Laboratuvarı&#039;nı hizmete açtı. Laboratuvar, insan davranışlarını ileri teknolojiyle analiz eden disiplinlerarası araştırmalara ev sahipliği yapacak.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü Nöropazarlama Anabilim Dalı bünyesinde Türkiye'nin ilk ve tek Nöropsikofizyoloji Araştırma Laboratuvarı'nı hizmete açtı. Laboratuvar, insan davranışlarını ileri teknolojiyle analiz eden disiplinlerarası araştırmalara ev sahipliği yapacak.</p><p><strong>İSTANBUL   - </strong>Üsküdar Üniversitesi, bilimsel araştırma altyapısını güçlendirecek önemli bir projeyi daha hayata geçirerek Türkiye'nin ilk ve tek Nöropsikofizyoloji Araştırma Laboratuvarı'nı düzenlenen törenle hizmete açtı.</p>

<p>Sosyal Bilimler Enstitüsü Nöropazarlama Anabilim Dalı bünyesinde kurulan laboratuvarın açılışına Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Rektör Prof. Dr. Nazife Güngör, Nöropazarlama Anabilim Dalı Başkanı ve Laboratuvar Sorumlusu Dr. Öğr. Üyesi Selami Varol Ülker ile akademisyenler katıldı.</p>



<p>Açılışta konuşan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, güçlü araştırma laboratuvarlarının üniversitelerin bilimsel üretim kapasitesini artıran en önemli unsurlardan biri olduğunu belirterek, laboratuvarın öğrenciler, akademisyenler ve araştırmacılar için önemli bir araştırma ortamı sunacağını söyledi. Rektör Prof. Dr. Nazife Güngör ise laboratuvarın farklı disiplinlerden araştırmacıları bir araya getirecek güçlü bir altyapı oluşturduğunu ifade ederek, "Bu laboratuvar sayesinde bilgi üreten üniversite anlayışımız daha da güçlenecek." dedi.</p>

<p>Laboratuvar Sorumlusu Dr. Öğr. Üyesi Selami Varol Ülker ise, merkezin özellikle lisans ve lisansüstü eğitimlerde uygulamalı araştırmaları destekleyeceğini, ulusal ve uluslararası bilimsel projelere önemli katkılar sağlayacağını dile getirdi.</p>



<p>Nöropsikofizyoloji Araştırma Laboratuvarı'nda bireylerin bilişsel, duygusal ve davranışsal süreçleri; EEG (Elektroensefalografi), Eye Tracking (Göz İzleme Sistemi), Shimmer biyofizyolojik ölçüm sistemi ve Sanal Gerçeklik (VR) teknolojileri kullanılarak incelenecek. Laboratuvarda göz hareketleri, beyin aktivitesi, kalp atım hızı ve deri iletkenliği gibi fizyolojik veriler yüksek hassasiyetle ölçülerek psikoloji, nörobilim, nöropazarlama, sağlık bilimleri, mühendislik ve davranış bilimleri başta olmak üzere birçok alanda bilimsel araştırmalarda kullanılacak.</p>

<p>Üsküdar Üniversitesi, Türkiye'de ilk olma özelliği taşıyan laboratuvarın disiplinlerarası araştırmaları destekleyerek hem eğitim süreçlerine hem de ulusal ve uluslararası bilimsel projelere önemli katkılar sunmasını hedefliyor.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.haberyazilimi.xyz/media/2026/07/turkiyenin-ilk-noropsikofizyoloji-arastirma-laboratuvari-acildi.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Tumeva Bilişim</author>
                <link>https://www.haberyazilimi.xyz/turkiyenin-ilk-noropsikofizyoloji-arastirma-laboratuvari-acildi/20247</link>
                <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 16:33:04 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Uzmandan aşure uyarısı! Kaloriyi düşürmenin 7 püf noktası</title>
                                    <description>Muharrem ayının geleneksel lezzeti aşure, zengin içeriğiyle besleyici bir tatlı olarak öne çıkarken, yüksek şeker ve kuruyemiş kullanımı nedeniyle kalori açısından da dikkat edilmesi gereken besinler arasında yer alıyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Sungur, aşure hazırlanırken ve tüketilirken dikkat edilmesi gereken noktaları anlatarak, daha sağlıklı bir aşure için önemli önerilerde bulundu.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Muharrem ayının geleneksel lezzeti aşure, zengin içeriğiyle besleyici bir tatlı olarak öne çıkarken, yüksek şeker ve kuruyemiş kullanımı nedeniyle kalori açısından da dikkat edilmesi gereken besinler arasında yer alıyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Sungur, aşure hazırlanırken ve tüketilirken dikkat edilmesi gereken noktaları anlatarak, daha sağlıklı bir aşure için önemli önerilerde bulundu.</p><p><strong>İSTANBUL  </strong>– Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Sungur, aşureyi tatlandırmak için yüksek miktarda rafine şeker kullanmak yerine kuru üzüm, kuru kayısı, hurma, tarçın, nar taneleri ve mevsim meyvelerinden yararlanılabileceğini belirtti. Yaz aylarında şeftali gibi meyvelerin de doğal tat vermek amacıyla tercih edilebileceğini ifade eden Sungur, "Böylece hem besin değeri artar hem de gereksiz kalori yükünün önüne geçilmiş olur." dedi.</p>

<p><strong>TARÇINLA ŞEKERİ AZALTIN</strong></p>

<p>Tarçının kendine özgü aroması sayesinde aşureye yoğun bir lezzet kattığını belirten Sungur, bu sayede ilave şeker miktarının azaltılabileceğini söyledi. Tarçının aynı zamanda tatlının aromasını zenginleştirerek daha dengeli bir lezzet sunduğunu kaydetti. Kuru üzüm, kuru kayısı, incir ve hurma gibi meyvelerin doğal şeker içerikleri sayesinde aşureyi tatlandırırken ilave şeker ihtiyacını azalttığını ifade eden Sungur, bu besinlerin lif, potasyum ve vitamin-mineral yönünden de önemli katkılar sağladığını vurguladı.</p>



<p><strong>NAR TANELERİ HEM LEZZET HEM ANTİOKSİDAN SAĞLIYOR</strong></p>

<p>Aşureye eklenen nar tanelerinin hem görsel açıdan zenginlik kattığını hem de güçlü antioksidan içeriğiyle besin değerini artırdığını belirten Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Sungur, nar sayesinde şeker ilavesine ihtiyaç duyulmadan daha zengin bir tat elde edilebileceğini söyledi.</p>

<p>Ceviz, badem ve fındık gibi kuruyemişlerin sağlıklı yağ, protein ve mineral açısından değerli besinler olduğunu hatırlatan Sungur, ancak enerji yoğunluklarının yüksek olması nedeniyle aşırı tüketimden kaçınılması gerektiğini belirtti. Kuruyemiş miktarının bir avuçla sınırlandırılmasının daha dengeli bir tercih olacağını ifade etti.</p>

<p>Sağlıklı malzemelerle hazırlanmış olsa bile büyük porsiyonların kalori alımını artırabileceğini belirten Sungur, yaklaşık 200 gramlık orta boy bir kase aşurenin tatlı ihtiyacını karşılamak ve enerji alımını kontrol altında tutmak için yeterli olduğunu söyledi.</p>

<p><strong>AYNI GÜN BAŞKA TATLI TÜKETMEYİN</strong></p>

<p>Aşure tüketilen günlerde baklava, şöbiyet, dondurma veya şerbetli tatlılar gibi ek tatlılardan kaçınılması gerektiğini dile getiren Sungur, tek tatlı tercihini aşureden yana kullanmanın günlük enerji alımını dengelemeye yardımcı olacağını ifade etti.</p>

<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Sungur, aşurenin ana öğünün hemen ardından değil, ara öğünde tüketilmesini önerdi. Şekersiz çay veya süt ürünleriyle birlikte tüketilen aşurenin daha uzun süre tokluk hissi sağlayabileceğini belirten Sungur, bu yaklaşımın kan şekerindeki ani dalgalanmaların önlenmesine de katkı sağlayabileceğini sözlerine ekledi.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.haberyazilimi.xyz/media/2026/07/uzmandan-asure-uyarisi-kaloriyi-dusurmenin-7-puf-noktasi.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Tumeva Bilişim</author>
                <link>https://www.haberyazilimi.xyz/uzmandan-asure-uyarisi-kaloriyi-dusurmenin-7-puf-noktasi/20154</link>
                <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 08:53:05 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Türk askerinden Bosna-Hersek’te sağlık desteği</title>
                                    <description>Milli Savunma Bakanlığı’na bağlı Türk Temsil Heyeti, Tuzla-Zenivice bölgesinde düzenlediği sağlık taraması ve diş muayenesiyle Bosna-Hersek vatandaşlarına sağlık hizmeti sundu.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Milli Savunma Bakanlığı’na bağlı Türk Temsil Heyeti, Tuzla-Zenivice bölgesinde düzenlediği sağlık taraması ve diş muayenesiyle Bosna-Hersek vatandaşlarına sağlık hizmeti sundu.</p><p><strong>ANKARA  - </strong>Milli Savunma Bakanlığı tarafından yürütülen Sivil-Asker İş Birliği faaliyetleri kapsamında Bosna-Hersek’te anlamlı bir sağlık çalışması gerçekleştirildi.</p>

<p>Bosna-Hersek Türk Temsil Heyeti Başkanlığı, Tuzla-Zenivice bölgesinde yaşayan vatandaşlara yönelik sağlık taraması ve diş muayenesi yaptı. Çalışmada bölge halkının temel sağlık kontrolleri gerçekleştirilirken, diş sağlığına ilişkin muayeneler de yapıldı. Yetkililer, insana dokunan her emeğin geleceğe bırakılan en değerli miras olduğu vurgusunu yaparak, bu tür faaliyetlerin dost ve kardeş ülkelerde sürdürüleceğini ifade etti.</p>



<p>Türk Silahlı Kuvvetleri’nin sivil-asker iş birliği kapsamında yürüttüğü faaliyetlerin, insani yardım ve dostluk ilişkilerini güçlendirmeye devam ettiği belirtildi.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.haberyazilimi.xyz/media/2026/07/turk-askerinden-bosna-hersekte-saglik-destegi.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Tumeva Bilişim</author>
                <link>https://www.haberyazilimi.xyz/turk-askerinden-bosna-hersekte-saglik-destegi/20123</link>
                <pubDate>Sun, 05 Jul 2026 16:53:05 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Havuzu olan dikkat! Havuz keyfi faciaya dönüşmesin!</title>
                                    <description>Üsküdar Üniversitesi’nden uzmanlar, yaz aylarında artan havuz kullanımına dikkat çekerek can güvenliği ve kimyasal kullanımında yapılacak hataların ciddi sağlık riskleri oluşturabileceğini vurguladı.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi’nden uzmanlar, yaz aylarında artan havuz kullanımına dikkat çekerek can güvenliği ve kimyasal kullanımında yapılacak hataların ciddi sağlık riskleri oluşturabileceğini vurguladı.</p><p><strong>İSTANBUL  - </strong>Hava sıcaklıklarının artmasıyla birlikte yüzme havuzlarına olan ilgi yükselirken, uzmanlardan havuz güvenliği ve kimyasal kullanımına ilişkin önemli uyarılar geldi.</p>

<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi İş Sağlığı ve Güvenliği Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, ıslak alanlarda artan kullanımın beraberinde ciddi güvenlik riskleri getirdiğini belirterek havuzların düzenli bakım ve kontrolünün hayati önem taşıdığını söyledi.</p>



<p>Uçan, yüzme havuzlarında cankurtaran bulundurulması, uygun derinlik düzenlemeleri, ilk yardım ekipmanlarının hazır olması ve acil durum telefonlarının erişilebilir olması gerektiğini vurguladı. Havuz çevresinde en az 120 cm yüksekliğinde güvenlik bariyerleri bulunması, kaymaz zemin kullanılması ve uyarı levhalarının görünür şekilde yerleştirilmesi gerektiğini ifade etti.</p>

<p>Elektrik tesisatı ve aydınlatma sistemlerinin düzenli kontrol edilmesi gerektiğine de dikkat çeken Uçan, kaçak akım rölesi kullanımının zorunlu olduğunu ve düşük voltajlı sistemlerin tercih edilmesinin güvenliği artıracağını belirtti.</p>



<p><strong>KİMYASAL KULLANIMINDA KRİTİK UYARILAR</strong></p>

<p>İş Sağlığı ve Güvenliği Programı Öğr. Gör. Mustafa Cüneyt Gezen ise havuz kimyasallarının yanlış kullanımının ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirtti. Kimyasalların kesinlikle karıştırılmaması, uygun koşullarda saklanması ve dozaj sonrası en az 30 dakika havuza girilmemesi gerektiğini söyledi. Gezen, klor ve diğer kimyasalların orijinal ambalajında muhafaza edilmesi, çocukların erişemeyeceği kilitli alanlarda saklanması gerektiğini vurgulayarak koruyucu ekipman kullanılmasının zorunlu olduğunu ifade etti.</p>

<p>Havuz suyunun pH değerinin 7,2–7,6 aralığında olması gerektiğini belirten Gezen, özellikle şok klorlama sonrası 8–12 saat beklenmeden havuza girilmemesi gerektiğini ve duş alınmasının sağlık açısından önemli olduğunu sözlerine ekledi. Uzmanlar, yaz döneminde havuz kullanımının artmasıyla birlikte hem fiziksel güvenlik hem de kimyasal hijyen kurallarına uyulmasının hayati önem taşıdığını hatırlattı.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.haberyazilimi.xyz/media/2026/07/havuzu-olan-dikkat-havuz-keyfi-faciaya-donusmesin.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Tumeva Bilişim</author>
                <link>https://www.haberyazilimi.xyz/havuzu-olan-dikkat-havuz-keyfi-faciaya-donusmesin/20119</link>
                <pubDate>Sun, 05 Jul 2026 16:23:05 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Uzmanından paranoya uyarısı: Temel belirti hezeyandır, kişi inancından vazgeçmez</title>
                                    <description>Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Oğuz Tan, paranoyanın temel belirtisinin hezeyan (sanrı) olduğunu belirterek, hastaların yanlış inançlarını düzeltmeye direnç gösterdiğini ve tedavide en büyük sorunun içgörü eksikliği olduğunu söyledi.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Oğuz Tan, paranoyanın temel belirtisinin hezeyan (sanrı) olduğunu belirterek, hastaların yanlış inançlarını düzeltmeye direnç gösterdiğini ve tedavide en büyük sorunun içgörü eksikliği olduğunu söyledi.</p><p><strong>İSTANBUL  -</strong>Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Oğuz Tan, paranoya, şizofreni ve paranoid kişilik yapısı arasındaki farklara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>

<p>Paranoyanın temel belirtisinin hezeyan (sanrı) olduğunu belirten Tan, hezeyanı “mantıklı tartışmayla değiştirilemeyen yanlış inanç” olarak tanımladı.</p>

<p>Prof. Dr. Tan, paranoya yaşayan kişilerin sıklıkla takip edilme, zarar görme veya tehdit edilme gibi düşünceler geliştirdiğini ifade ederek, “Kişi ‘beni takip ediyorlar’, ‘evime kamera yerleştirdiler’, ‘bana zarar verecekler’ gibi düşüncelere kesin olarak inanır ve aksini kabul etmez” dedi.</p>



<p><strong>“GERÇEK DIŞI İNANÇLAR OLUŞABİLİR”</strong></p>

<p>Paranoyanın yalnızca takip edilme düşünceleriyle sınırlı olmadığını belirten Tan, bazı hastaların mistik ya da büyüklük içerikli sanrılar geliştirebildiğini söyledi. Kişinin kendisini peygamber, icat sahibi ya da özel bir güce sahip biri olarak görebileceğini ifade etti.</p>

<p>Paranoya gelişiminde çevresel ve biyolojik faktörlerin etkili olabileceğini belirten Tan, özellikle esrar, kokain, metamfetamin ve uzun süreli alkol kullanımının risk oluşturduğunu söyledi. Aşırı bilgiye maruz kalmanın ise yatkınlığı artırabileceğine dikkat çekti. Prof. Dr. Tan, paranoya ile şizofreni arasındaki farklara da değinerek, şizofrenide hezeyanların daha dağınık ve tutarsız olabildiğini, paranoyada ise kişinin düşüncelerini daha sistemli şekilde savunduğunu ifade etti.</p>

<p>“Paranoya hastası kanıt toplar ve tutarlılık arar. Ancak şizofrenide bu kaygı daha azdır” diyen Tan, paranoya yaşayan kişilerin günlük yaşam işlevlerini büyük ölçüde sürdürebildiğini de belirtti.</p>

<p><strong>PARANOİD KİŞİLİKTEN FARKI</strong></p>

<p>Paranoyanın, paranoid kişilik yapısından farklı olduğunu vurgulayan Tan, paranoid kişilikte genel bir kuşkuculuk hâli bulunduğunu ancak tek bir kesin sanrının olmadığını söyledi.</p>

<p>Tedavi sürecine de değinen Prof. Dr. Tan, paranoya hastalarının önemli bir bölümünün hasta olduğunu kabul etmediğini belirterek, bunun tedaviyi zorlaştıran en önemli faktör olduğunu ifade etti.</p>

<p>“Hasta, ‘ben hastayım’ demez; aksine düşüncelerinin doğru olduğuna inanır” diyen Tan, buna rağmen tedaviye yanıt veren hastaların bulunduğunu ve tedavinin gerekli olduğunu vurguladı.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.haberyazilimi.xyz/media/2026/07/uzmanindan-paranoya-uyarisi-temel-belirti-hezeyandir-kisi-inancindan-vazgecmez.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Tumeva Bilişim</author>
                <link>https://www.haberyazilimi.xyz/uzmanindan-paranoya-uyarisi-temel-belirti-hezeyandir-kisi-inancindan-vazgecmez/20103</link>
                <pubDate>Sun, 05 Jul 2026 14:43:05 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Sağlık Bakanlığı&#039;nca yönetmeliği yayımlandı... Esenlik merkezlerine yeni dönem</title>
                                    <description>Sağlık Bakanlığı&#039;nın hazırladığı &quot;Esenlik Hizmetleri Yönetmeliği&quot; Resmi Gazete&#039;de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Yönetmelikle esenlik merkezleri ve ünitelerinin açılış, ruhsatlandırma, personel, hizmet standartları ve denetimine ilişkin kurallar ilk kez kapsamlı şekilde düzenlendi.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bakanlığı'nın hazırladığı "Esenlik Hizmetleri Yönetmeliği" Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Yönetmelikle esenlik merkezleri ve ünitelerinin açılış, ruhsatlandırma, personel, hizmet standartları ve denetimine ilişkin kurallar ilk kez kapsamlı şekilde düzenlendi.</p><p><strong>ANKARA  - </strong>Sağlık Bakanlığı tarafından hazırlanan Esenlik Hizmetleri Yönetmeliği, Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Düzenlemeyle, bireylerin sağlıklı yaşam alışkanlıklarını desteklemeye yönelik hizmet sunacak esenlik merkezleri ve ünitelerinin çalışma esasları netleştirildi. </p>

<p>Yeni yönetmelikle birlikte, Türkiye'de hızla yaygınlaşan esenlik ve sağlıklı yaşam merkezlerinin faaliyetleri ilk kez kapsamlı bir mevzuat çerçevesine kavuşturulmuş oldu.</p>

<p>Yönetmeliğe göre esenlik merkezlerinde tedavi amacı taşımayan, sağlıklı yaşamı destekleyen çok sayıda hizmet sunulabilecek. Bunlar arasında fizyoterapi, ergoterapi, dil ve konuşma terapisi, psikolojik destek, beslenme danışmanlığı, meditasyon, rehabilitasyon, hidroterapi, balneoterapi, tuz terapisi (haloterapi), güneş terapisi, uyku sağlığı hizmetleri, sanat terapileri, egzersiz programları ile Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp (GETAT) uygulamaları yer alacak.</p>

<p><strong>RUHSAT ZORUNLULUĞU GETİRİLDİ</strong></p>

<p>Yönetmelikle, esenlik merkezi veya ünitesi açacak gerçek ve tüzel kişilerin İl Sağlık Müdürlüklerinden ruhsat alması zorunlu hale getirildi. Ruhsat alan merkezlerin en geç 6 ay içinde faaliyete başlaması gerekecek. Bu süre içinde hizmet vermeyen merkezlerin ruhsatları iptal edilecek.</p>

<p>Yeni düzenlemeye göre; müstakil esenlik merkezlerinin en az 500 metrekare kapalı alana sahip olması, esenlik ünitelerinin ise en az 300 metrekare kapalı alanda ve müstakil girişe sahip olarak faaliyet göstermesi gerekecek. Konaklama tesisleri, spor kulüpleri ile yaşlı ve engelli bakım merkezleri de gerekli izinleri almak şartıyla bünyelerinde esenlik merkezi veya ünitesi açabilecek.</p>

<p>Her merkez ve ünitede bir mesul müdür görevlendirilmesi zorunlu olacak. Ayrıca tüm merkezlerde acil müdahale odası bulunacak ve olası acil durumlarda sevk yapılabilmesi için bir hastane veya uygun sağlık kuruluşuyla iş birliği yapılması gerekecek.</p>

<p><strong>ÜRÜN SATIŞI YASAKLANDI</strong></p>

<p>Yönetmelik kapsamında dikkat çeken düzenlemelerden biri de merkezlerde herhangi bir ürün satışının yasaklanması oldu. Ayrıca ruhsat almadan faaliyet gösterilemeyecek, hizmetler merkez dışına taşınamayacak ve kişi mahremiyeti ile kişisel sağlık verilerinin korunmasına ilişkin hükümler titizlikle uygulanacak.</p>

<p>Merkezlerde sunulan tüm hizmetler elektronik ortamda kayıt altına alınacak ve kişisel sağlık verileri ilgili mevzuat çerçevesinde Sağlık Bakanlığı'nın merkezi sağlık veri sistemine aktarılacak.</p>

<p>Yönetmeliğe aykırı faaliyet gösteren merkezlere idari yaptırımlar uygulanacak. Denetimlerde sağlık ve güvenliği tehlikeye düşüren durumların tespit edilmesi halinde merkezin faaliyeti eksiklik giderilinceye kadar durdurulabilecek. Gerçeğe aykırı belge sunulması veya yanıltıcı bilgi verilmesi durumunda ise ruhsat iptal edilecek.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.haberyazilimi.xyz/media/2026/07/saglik-bakanliginca-yonetmeligi-yayimlandi-esenlik-merkezlerine-yeni-donem.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Tumeva Bilişim</author>
                <link>https://www.haberyazilimi.xyz/saglik-bakanliginca-yonetmeligi-yayimlandi-esenlik-merkezlerine-yeni-donem/20072</link>
                <pubDate>Sun, 05 Jul 2026 11:13:05 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Kontakt lenslerin internetten reçeteli satışına düzenleme</title>
                                    <description>Türkiye İlaç ve Tıbbî Cihaz Kurumu&#039;nun (TİTCK) hazırladığı yönetmelik değişikliği Resmî Gazete&#039;de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Düzenlemeyle kontakt lenslerin internet üzerinden satışı belirli şartlara bağlandı.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye İlaç ve Tıbbî Cihaz Kurumu'nun (TİTCK) hazırladığı yönetmelik değişikliği Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Düzenlemeyle kontakt lenslerin internet üzerinden satışı belirli şartlara bağlandı.</p><p><strong>ANKARA  - </strong>Tıbbi Cihaz Satış, Reklam ve Tanıtım Yönetmeliği'nde değişiklik yapan yönetmelik, bugünkü Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>

<p>Türkiye İlaç ve Tıbbî Cihaz Kurumu (TİTCK) tarafından hazırlanan düzenlemeyle, kontakt lens ürünlerinin internet ortamında satışına ilişkin yeni kurallar getirildi.</p>

<p>Buna göre, kontakt lenslerin tüketicilere internet üzerinden satışı yalnızca optisyenlik müesseselerinin Kurum tarafından izin verilen internet siteleri aracılığıyla ve reçeteli olarak yapılabilecek.</p>

<p>Yönetmelikle ayrıca, söz konusu internet sitelerine izin verilmesine ilişkin yetkinin Türkiye İlaç ve Tıbbî Cihaz Kurumu tarafından il müdürlüklerine devredilebilmesine de imkân tanındı.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.haberyazilimi.xyz/media/2026/07/kontakt-lenslerin-internetten-receteli-satisina-duzenleme.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Tumeva Bilişim</author>
                <link>https://www.haberyazilimi.xyz/kontakt-lenslerin-internetten-receteli-satisina-duzenleme/19932</link>
                <pubDate>Fri, 03 Jul 2026 14:53:05 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Arı zehri toplanması yasallaştı! İlk kez yasal düzenleme Resmi Gazete&#039;de</title>
                                    <description>Tarım ve Orman Bakanlığı, bal arılarından arı zehri üretimine ilişkin usul ve esasları belirleyen yönetmeliği Resmî Gazete&#039;de yayımladı. Düzenlemeyle arı zehri toplama faaliyetleri sertifika, sözleşmeli üretim, hijyen ve denetim şartlarına bağlandı.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Tarım ve Orman Bakanlığı, bal arılarından arı zehri üretimine ilişkin usul ve esasları belirleyen yönetmeliği Resmî Gazete'de yayımladı. Düzenlemeyle arı zehri toplama faaliyetleri sertifika, sözleşmeli üretim, hijyen ve denetim şartlarına bağlandı.</p><p><strong>ANKARA  - </strong>Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından hazırlanan "Arı Zehrinin Toplanmasına İlişkin Yönetmelik", bugünkü Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>

<p>Yönetmelikle, bal arılarından elde edilen ham arı zehrinin teknik kurallara uygun, izlenebilir ve denetimli şekilde üretilmesine yönelik kapsamlı düzenlemeler hayata geçirildi.</p>

<p>Yeni düzenlemeye göre, arı zehri yalnızca Bakanlıktan izin alan işletmeler aracılığıyla ve sözleşmeli üretim modeli kapsamında toplanabilecek. Arı zehri toplayacak üreticilerin, Arıcılık Kayıt Sistemi'ne (AKS) kayıtlı olmaları ve Bakanlık tarafından verilen Arı Zehri Toplama Sertifikasına sahip bulunmaları zorunlu olacak.</p>

<p><strong>EĞİTİM VE SERTİFİKA ŞARTI GETİRİLDİ</strong></p>

<p>Yönetmelikle arı zehri toplamak isteyen üreticilere en az iki gün sürecek uygulamalı eğitim verilmesi öngörüldü. Eğitimlerde iş sağlığı ve güvenliği ile ilk yardım konularına da yer verilecek. Eğitimi başarıyla tamamlayan üreticilere Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından sertifika düzenlenecek.</p>

<p>Arı zehrinin, arılara zarar vermeyecek özellikte elektrikli toplama aparatlarıyla elde edilmesi zorunlu olacak. Aynı kovandan 7 günden daha kısa aralıklarla arı zehri toplanamayacak, toplama aparatı ise kovanda 15 ila 20 dakikadan fazla tutulamayacak. Toplanan arı zehri, hava ve nem geçirmeyen amber renkli şişelerde muhafaza edilecek ve eksi 18 derecede soğuk zincir şartlarında saklanacak.</p>

<p><strong>KORUYUCU EKİPMAN ZORUNLU OLACAK</strong></p>

<p>Yönetmelik kapsamında arı zehri toplayan kişilerin maske, koruyucu gözlük, cerrahi eldiven, bone ve önlük gibi kişisel koruyucu ekipman kullanması zorunlu hale getirildi. Arılıklarda olası alerjik reaksiyonlara karşı gerekli ilaç ve temiz su bulundurulması da şart koşuldu.</p>

<p>Arı sağlığını korumak amacıyla sistemik etkili ve kalıntı bırakabilecek ilaçların kullanımına kısıtlama getirildi. Arı zehrine herhangi bir katkı maddesi eklenmesi de yasaklandı. Ayrıca arı zehri üretiminde, Türkiye'ye özgü arı ırkı ve ekotiplerinin kullanılması teşvik edildi.</p>

<p><strong>GIDA SANAYİİNDE KULLANILAMAYACAK</strong></p>

<p>Yönetmelikte dikkat çeken düzenlemelerden biri de elde edilen ham arı zehrinin gıda sanayiinde kullanılamayacağı hükmü oldu.</p>

<p>Arı zehri üretimi, yalnızca Bakanlık kayıtlarına alınmış ve ilgili mevzuata uygun faaliyet gösteren işletmelerde gerçekleştirilebilecek.</p>

<p>Tarım ve Orman Bakanlığı, gerekli gördüğü durumlarda üreticiler ve işletmeler üzerinde denetim yapabilecek. Yönetmelik hükümlerine aykırı hareket edenler hakkında ise 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu kapsamında idari yaptırım uygulanacak.</p>

<p>Söz konusu yönetmeliğinin detaylarına ulaşmak için <strong>tıklayabilirsiniz</strong></p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.haberyazilimi.xyz/media/2026/07/ari-zehri-toplanmasi-yasallasti-ilk-kez-yasal-duzenleme-resmi-gazetede.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Tumeva Bilişim</author>
                <link>https://www.haberyazilimi.xyz/ari-zehri-toplanmasi-yasallasti-ilk-kez-yasal-duzenleme-resmi-gazetede/19880</link>
                <pubDate>Fri, 03 Jul 2026 10:23:04 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Aromaterapötik ürünlere de ruhsat ve eczane zorunluluğu getirildi</title>
                                    <description>Türkiye İlaç ve Tıbbî Cihaz Kurumu, uçucu yağlar ve aromaterapi amaçlı ürünleri yeni bir yönetmelikle düzenledi. Ruhsatsız aromaterapötik ürün satışı ve majistral hazırlama yasaklandı.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye İlaç ve Tıbbî Cihaz Kurumu, uçucu yağlar ve aromaterapi amaçlı ürünleri yeni bir yönetmelikle düzenledi. Ruhsatsız aromaterapötik ürün satışı ve majistral hazırlama yasaklandı.</p><p><strong>ANKARA  - </strong>Türkiye İlaç ve Tıbbî Cihaz Kurumu (TİTCK), bugün Resmî Gazete’de yayımlanan “Aromaterapötik Ürünler Hakkında Yönetmelik” ile aromaterapi alanında önemli bir düzenleme yaptı.Yönetmelik, insan sağlığını koruyucu, tedavi edici veya destekleyici etki gösteren, uçucu yağlar, sabit yağlar ve hidrosoller içeren aromaterapötik ürünlerin kaliteli, etkili ve güvenli şekilde piyasaya sunulmasını hedefliyor.Başlıca hükümler:Ruhsat zorunluluğu: Ruhsat almadan hiçbir aromaterapötik ürün piyasaya sunulamayacak ve eczanelerde majistral olarak hazırlanamayacak.</p>

<p>Ürünler sadece eczanelerde (reçeteli veya reçetesiz) satılabilecek.</p>

<p>Takviye edici gıdalar, kozmetik ürünler, tıbbi cihazlar ve geleneksel bitkisel tıbbi ürünler bu yönetmelik kapsamı dışında kalırken, gerçek kişilerde en az lisans mezuniyeti, şirketlerde ise yetkili kişi bulundurma zorunluluğu getirildi.</p>

<p>Bilimsel isimler (Türkçe-Latince), kantitatif bileşim, uyarılar (“Yutulmamalıdır”, “Göz ve mukozaya temas ettirilmemelidir” vb.), karekod ve elektronik takip sistemi zorunlu tutuldu.</p>

<p>Tıbbi bitki çayları yönetmeliğinin ardından aromaterapötik ürünler için de getirilen bu düzenleme, söz konusu kategorilerin daha kontrollü ve denetimli bir yapıya kavuşmasını sağlıyor.</p>

<p>Söz konusu yönetmeliğin detaylarına ulaşmak için <strong>tıklayabilirsiniz</strong></p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.haberyazilimi.xyz/media/2026/07/aromaterapotik-urunlere-de-ruhsat-ve-eczane-zorunlulugu-getirildi.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Tumeva Bilişim</author>
                <link>https://www.haberyazilimi.xyz/aromaterapotik-urunlere-de-ruhsat-ve-eczane-zorunlulugu-getirildi/19788</link>
                <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 12:43:07 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Yaz sıcakları lenfödem belirtilerini artırabiliyor</title>
                                    <description>Türk Kanser Derneği Sağlık Direktörü Ezgi Polat, yaz sıcaklarının kanser tedavisi sonrası gelişebilen lenfödem belirtilerini artırabileceği uyarısında bulundu. Polat, erken farkındalığın ve doğru önlemlerin yaşam kalitesi için kritik olduğunu belirtti.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Türk Kanser Derneği Sağlık Direktörü Ezgi Polat, yaz sıcaklarının kanser tedavisi sonrası gelişebilen lenfödem belirtilerini artırabileceği uyarısında bulundu. Polat, erken farkındalığın ve doğru önlemlerin yaşam kalitesi için kritik olduğunu belirtti.</p><p><strong>İSTANBUL  - </strong>Türk Kanser Derneği Sağlık Direktörü Ezgi Polat, yaz aylarında artan sıcaklıkların özellikle kanser tedavisi sonrasında gelişebilen lenfödem belirtilerini artırabileceği uyarısında bulundu. Polat, erken farkındalık ve doğru önlemlerin yaşam kalitesinin korunmasında önemli rol oynadığını belirtti.</p>

<p>Yaz mevsiminde yükselen hava sıcaklıklarının, kanser tedavisi sonrası lenfödem gelişen bireylerde kol ve bacaklarda şişlik, ağırlık hissi, gerginlik ve hareket kısıtlılığı gibi belirtilerin daha belirgin hale gelmesine neden olabileceğini ifade eden Polat, bu şikâyetlerin yalnızca mevsimsel değişiklik olarak değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi.</p>

<p>Lenf sisteminin bağışıklık sisteminin önemli bir parçası olduğunu belirten Polat, lenf damarları veya lenf bezlerinin zarar görmesi halinde dokular arasında biriken sıvının yeterince taşınamadığını ve bunun lenfödeme yol açtığını kaydetti.</p>

<p>Lenfödemin özellikle meme kanseri, jinekolojik kanserler, prostat kanseri ve melanom tedavileri sonrasında görülebildiğini aktaran Polat, lenf bezlerinin alınması veya radyoterapi uygulanmasının riski artıran başlıca nedenler arasında yer aldığını dile getirdi.</p>

<p><strong>YAZ AYLARINDA ŞİKÂYETLER ARTABİLİYOR</strong></p>

<p>Sıcak havalarda damarların genişlediğini ve dokulara daha fazla sıvı geçtiğini belirten Polat, sağlıklı bir lenf sisteminin bu yükü dengeleyebildiğini ancak lenf sistemi hasar gören kişilerde sıvı birikiminin arttığını ifade etti.</p>

<p>Bu nedenle yaz aylarında birçok hastanın kol veya bacaklarında daha fazla şişlik hissettiğini belirten Polat, uzun yolculuklar, hareketsizlik, aşırı sıcak hava ve yoğun güneş maruziyetinin de mevcut şikâyetleri artırabildiğini söyledi.</p>

<p>Lenfödemin her zaman tamamen önlenemese de belirtilerinin kontrol altına alınabileceğini vurgulayan Polat, yeterli su tüketimi, düzenli hareket, uzun süre aynı pozisyonda kalmama ve aşırı sıcak ortamlardan kaçınmanın önemine dikkat çekti. Sağlık profesyonelleri tarafından önerilen kompresyon ürünlerinin düzenli kullanımının belirtilerin yönetiminde etkili olduğunu belirten Polat, etkilenen kol veya bacakla ağır yük taşınmaması, yüklerin dengeli dağıtılması ve ani zorlanmalardan kaçınılmasının da şişliklerin artmasını önlemeye yardımcı olacağını ifade etti.</p>

<p>Lenfödem yönetiminde cilt sağlığının da önemli olduğunu belirten Polat, küçük enfeksiyonların dahi şikâyetleri artırabileceğini söyledi.</p>

<p>Yaz aylarında cilt bakımının ihmal edilmemesi gerektiğini vurgulayan Polat, olası yaralanmalara karşı dikkatli olunması ve hijyen kurallarına özen gösterilmesinin önem taşıdığını kaydetti.</p>

<p>1964 yılından bu yana kanserle mücadele alanında faaliyet gösteren Türk Kanser Derneği'nin farkındalık çalışmalarını sürdürdüğünü belirten Polat, kanser tedavisi gören bireylerin lenfödem belirtilerini erken dönemde tanımasının büyük önem taşıdığını ifade etti. Polat, "Yaz sıcaklarının getirdiği şişliği yalnızca mevsimsel bir değişiklik olarak değerlendirmemek gerekir. Bazen vücudumuz bize sessizce önemli sinyaller veriyor olabilir. Bu belirtileri doğru okumak ve gerektiğinde uzman desteğine başvurmak, yaşam kalitesinin korunmasına katkı sağlayacaktır." dedi.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://images.haberyazilimi.xyz/media/2026/06/yaz-sicaklari-lenfodem-belirtilerini-artirabiliyor.jpg</image>
                                <category>Sağlık</category>
                <author>Tumeva Bilişim</author>
                <link>https://www.haberyazilimi.xyz/yaz-sicaklari-lenfodem-belirtilerini-artirabiliyor/19562</link>
                <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 14:43:06 +0300</pubDate>
            </item>
            </channel>
</rss>
